İki Ağaç – Bölüm 1 / Giriş

7

Ezellohar tepesinde kök salmış iki muhteşem ağaç vardı: Valinor’un iki ağacı; Telperion ve Laurelin. Birinin son çiçeği “ay” diğerinin son meyvesi “güneş” olacaktı. Nur ve ziya gibi iki farklı ışık türünün ve gümüş ve altın gibi iki farklı hakikat nevinin kaynağı bu iki ağaç, bizim dünyamızda, kökleri “ezel”de olan ve “ahir”e doğru dal budak salan iki ayrı silsileyi temsil eden iki ayrı ağaca benzer:

  • Nübüvvet / Diyânet ağacı
    .
  • Felsefe / Hikmet ağacı

Âlem-i insaniyette, zaman-ı âdemden şimdiye kadar iki cereyân-ı azîm, iki silsile-i efkâr, her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış: İki şecere-i azîme hükmünde, biri silsile-i nübüvvet ve diyânet, diğeri silsile-i felsefe ve hikmet; gelmiş, gidiyor. 

30. Söz

Ağaç Algoritması Ağaç Olmayabilir

“İnsaniyet” denilen bir âlem ve bu “insaniyet” âleminin sakinlerinden Hz. Âdem’in (as) zamanı… Kapsayıcılığı devasa ve kökeni kadim iki büyük akımın mekân ve zaman koordinatları bunlar. Bu iki büyük akım, gelişim süreçleri ve kendine özgü hayatlarıyla tam olarak ağaç denilen varlığın algoritmasını yansıtıyorlar. Eğer “semboller âlemi” olarak da tercüme edebileceğimiz ve çoğunluğumuz itibariyle rüyalar yoluyla misafir olduğumuz “misal âlemi”nde bu iki cereyânı müşahade edebilseydik, büyük ihtimalle, gözlerimizi kamaştıran iki haşmetli ağaç görmüş olacaktık. Kök, gövde, dallar, daha ince dallar, yapraklar, çiçekler, meyveler, meyvenin kalbindeki çekirdek ve o çekirdeğin toprakla buluşması ile birlikte tekerrür eden benzer bir süreç…  Bu bir desen (pattern)… Birlikten çokluğa ve çokluktan birliğe, sonu bilinmez meçhul bir döngü… Bütün insanlığı ve insanlığın tüm zamanlarını içine alıyor.

“Bu iki büyük akım, gelişim süreçleri ve kendine özgü hayatlarıyla tam olarak ağaç denilen varlığın algoritmasını yansıtıyorlar.” demiştik. Vahidî perspektif açısından aynı algoritmaya sahip oldukları halde, ehadî perspektif açısından her bir ağaç iki ayrı algoritmaya, iki ayrı ürün verme tarzına; yani iki ayrı fikir/düşünce silsilesine sahipler. Her ikisi de güzel, iyi ve doğru… Ama bir şartla… Bu şarta daha ileride değineceğiz.

Valinor'un İki Ağacı: Telperion ve Laurelin

Valinor’un İki Ağacı: Telperion ve Laurelin

 

Akraba Hakikatler

“Valinor’un İki Ağacı”nın bizim bu çıkarımlarımızda bahsedilen iki ağaç olduğu konusunda kesin bir şey söyleyemeyiz. Şahsi kanaatim, bunların arasında bir irtibat olduğu, ama tek açıklamanın da bundan ibaret olmadığıdır. Detay vermek durumunda olmamakla birlikte, “İki Ağaç Nesilleri”nin; yani “İlk Ağaç Nesli” ve “Son Ağaç Nesli” meselesinin de, hem “Valinor’un İki Ağacı” hem de “Nübüvvet ve Hikmet Ağaçları” ile ilgili olduğunu zannediyorum. Tolkien’ın, kasıtlı ve kör göze parmak analojiden ne kadar nefret ettiği, bu siteyi takip edenlerin malumudur. Tolkien iki ağaç ile alakalı bir analojiye gitmedi bu yüzden. Zira, Laurelin, Telperion ve hikayeleri, bir analojide bulunamayacak bir zerâfete, güzelliğe ve büyüye sahip. Belki de en doğru ifade şöyle olacak: Bahsi geçen tüm iki ağaçlar, aynı hakikatin (ya da akraba hakikatlerin) farklı tezahürlerinden/görünümlerinden ibarettir. Bu tezahürler ayrı âlemlerde böyle görünmüşler ve dolayısı ile kendi âlemlerinde farklı formlar almışlar. Hakikatine eremeyenler açısından biribirleri ile alakalı akrabalık keşfedilememiş. Özlerinde aynı şeyi anlatıyorlar.

Gördüğün Her Şey Sana Merdiven Bir Semboldür

Kimbilir, belki de Tolkien kendisine seyrettirilen bir âleme dair kendi müşahadelerini yazıya geçirmiştir. Ezellohar üzerindeki iki ağaç gibi…

Asfiya bir arif olan bir başkası ise (30. Söz’de), belki de, kendine keşfolunan misal âleminde benzeri formları; yani ışık saçan iki ayrı ağacı görmüş, ama buna mukabil o formların manalarını da öğrenmiş; yani görünen form ve görünmeyen anlam ile alakalı tevil ve tabir yapabilecek bir ilme mazhar olmuştur. Zaten yaşadığımız bu âlemde her bir şey, her bir form daha üst bir hakikatin bir sembolü, bir remzi ve bir izdüşümüdür. Mesela çoğu insan için, bir çiçek sadece doğanın tatlı bir süsünden ibaretken, Âşık Yûnus (Ya da Yunus Emre) gibi bir gönül adamı sarı bir çiçekle konuşur.

Biz dilsiz (dilini anlayamadığımızdan ve dolayısıyla kulak vermediğimizden) bir suretle/formla yetinirken, Yunûs gibiler, o çiçekle sohbet ederler. Çünkü fenomenler saydam olduğu gibi, duyabilenler için ses de geçirirler (Metaphysical transparency of phenomena – Frithjof Schuon). Meşhur “Müziğin sesini duymayanlar dans edenleri deli sanırlar.” sözünde olduğu gibi, hakikatten gelen nağmeleri işitmeyenler için varlık ebkem ve manasız, o varlık ile konuşanlar ise delidir.

SORDUM SARI ÇİÇEĞE

Sordum sarı çiçeğe,
Benzin neden sarıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ahım dağlar eritir.

Yine sordum çiçeğe,
Sizde ölüm var mıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ölümsüz yer var mıdır?

Yine sordum çiçeğe,
Kışın nerde olursuz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kışın turab oluruz.

Yine sordum çiçeğe,
Tamuya girer misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
O münkirler yeridir.

Yine sordum çiçeğe,
Uçmağa girer misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Uçmak adem şehridir.

Yine sordum çiçeğe,
Gül sizin neniz olur?
Çiçek der ki; ey derviş,
Gül Muhammed teridir. 

Yine sordum çiçeğe,
Âdemi bilir misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Âdem binde biridir.

Yine sordum çiçeğe,
Kırklar’ı bilir misiz?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kırklar Allah yâridir.

Yine sordum çiçeğe,
Rengi nerden alırsız?
Çiçek der ki; ey derviş,
Ay ile gün nurudur.

Yine sordum çiçeğe,
Boynun neden eğridir?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kalbim Hakk’a doğrudur

Yine sordum çiçeğe,
Anan, atan var mıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Bu ne aceb sorudur.

Yine sordum çiçeğe,
Sen Kabe’yi gördün mü?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kabe Allah evidir.

Yine sordum çiçeğe,
Bahçene girsem n’ola?
Çiçek der ki; ey derviş,
Kokla beni, geri dur.

Yine sordum çiçeğe,
Sen Sırat’ı gördün mü?
Çiçek der ki; ey derviş,
O cümlenin yoludur.

Yine sordum çiçeğe,
Gözün niçin yaşlıdır?
Çiçek der ki; ey derviş,
Bağırcığım başlıdır.

Yine sordum çiçeğe,
Yunus’u bilir misin?
Çiçek der ki; ey derviş,
Yunus Kırklar yâridir.

Yunus Emre
Kaynak

(Devam edecek)

Paylaşın.

Yazar Hakkında

7 yorum

  1. Allah razı olsun merakla bekliyoruz devamını.Gördüklerinin yada,duyduklarının hepsini anlatmayan-anlatamayan alimlerin anlattıklarından bizleri yolculuğa çıkardınız. Yazılan kitaplarda lembas gibi aynı zamanda,bir pusula gibi.

  2. Teşekkürler güzel bir makale. 2 büyük ağacın 2 yol yani dini ve hikmeti, felsefeyle özdeşleştirme şeklinde görülmesi
    1. Adem As’ın tanınmamış olduğuna
    2. Peygamberlerin hikmet ve felsefeden bihaber olduğuna
    3. Felsefecilerin de dinle alakası olmadığına keskin bir söylemle sınır çizmektedir.
    Adem As. Neden tanınmamıştır? Çünkü Adem As. ‘ın yaşadığı bir zamanı tayin etmek Kuran’da ki hikmet diliyle çelişir. Kuran her ne kadar geçmiş zaman zarflarıyla cümle kursa da onlar bir nokta da şimdiki zamandır. Geçmiş zaman zarflarını dikkate alan bir pragraftı denilirse o zaman paragrafta hikmet okuması görünmez. Çünkü Hızır eli değmediği açıktır. Adem As bir çağa hapsedilemez. Oktan Abi’nin kahramanı neden Adem olduğunu a kanal lazımdır. Romanda Adem geçmişe de gider geleceğe de!
    2. Peygamberleri dinin başına, felsefecileri hikmetin başına koymak eksikliktir ki bu Peygamberlere karşı olmaz. Bu söylemimize dar bir bakış açısıyla irdelendiği aslında daha genel bütüncül bakılarak anlaşılması gerektiği karşı söylemi getirilebilir. Fakat bunları okuyanlar genel mi okuyor acaba.
    3. Münir Derman hazretleri felsefenin babasını yapmıştır dinden ayrı mı tutacağız onu
    Velhasıl orası hariç yazı için teşekkürler. Ne yazılmak istendiğini çok iyi anladık. Bu ikiliğin kaynağı Musa As zamanına dayanır. Araştırsak Adem As ile şeytana kadar gideriz de ama Harun As ın İsrail oğulları arasına ayrık soktun diye korktum sözü burdaki ayrılığı anlatır. Daha sonra Hıristiyan dünyasında bariz görülür. Kimseyi incitmemek için örnek vermeyeceğiz.
    Şimdi sarı çiçek bildiğimiz çiçek değildir. Güneş metaforudur. Yunus Emre Hazretleri hikmetten dem vurduğu için felsefeci olarak mı görülmeli yoksa diyanet bağlamında mı irdelenmesi. Bizce bunlar ayrılmaz. Yorumlarım rahatsızlık veriyorsa lütfen söyleyiniz. Teşekkürler

  3. Sutu Boğda on

    Sevgili Alaca bey. Yorumlarınızın rahatsızlık vermesi ne demek… Hiç olur mu… Yorumlarınızı her yazımızda bekliyoruz. Sutu Boğda sitesinin en sadık ve vefalı takipçilerindensiniz. Elif Kaya hanım da sizi hep sitayişle anar. Yorumlarınızı o da dikkatlice takip eder, iyice anlamaya çalışır. Yazmaya devam edin lütfen. Az sayıda yazan var ve herbiri bizim için çok önemli ve yazmamız için motive edici unsurlar.

    Yaptığınız tenkitler oldukça yerinde… Ama biraz daha sabretmenizi rica edeceğim. Zira uzun bir seri olmasını arzuladığım “İki Ağaç”, ifade ettiklerinizin daha farklı olduğunu gösterecektir ümidindeyim. Yoksa sadece bu makale ile mevzu bitse idi, elbette itirazlarınızda sonuna kadar haklı olurdunuz.
    Sarı Çiçek meselesi ise bir mani olmaz ise, gelecek makalede biraz işlenecek inşallah.

    İlginiz için tekrar teşekkürler

    Tarık Kaya

    • Teşekkürler. Zaten makale olağanüstü güzel başladı. İlk paragraf O kadar büyülü bir o kadar da altında o kadar da gerçeklikler barındırırken;
      “Ezellohar tepesinde kök salmış iki muhteşem ağaç vardı: Valinor’un iki ağacı; Telperion ve Laurelin. Birinin son çiçeği “ay” diğerinin son meyvesi “güneş” olacaktı. Nur ve ziya gibi iki farklı ışık türünün ve gümüş ve altın gibi iki farklı hakikat nevinin kaynağı bu iki ağaç, bizim dünyamızda, kökleri “ezel”de olan ve “ahir”e doğru dal budak salan iki ayrı silsileyi temsil eden iki ayrı ağaca benzer:”

      öteki kurumuş bir dal gibi gözüktü. Sanki bütün büyü bozuldu ondan dolayı. Yanlış anlamış olabilirim.
      Elif Hanımın makaleleri şahsen düşündüğüm kendimde olmayan, gerçekliğin içinde ki duygusallığın sembolik görünümleri olarak yorumluyorum ve o yönümü güçlendirmemde yardımcı olduğuna inanıyorum. İkinize de hürmetlerimi sunarım. Sabırla bekleyeceğiz:)

  4. Ömer Faruk on

    Tarik bey;
    Yazı dizinizi merakla beklemekteyiz. Sarı çiçeğin senfonisini de merakla beklemekteyiz. iki ağacın da kökü ve flame imperishable arasında bir ilişki var mıdır? Ve bu iki ağaç ile şu ayet arasındaki bağlantıya değinecek misiniz?
    “Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik.
    Allah’ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).” Ahzap suresi 45. ve 46 . ayet
    Siracen munira tabiri geçmekte Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa(sav) için. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’ de sıraç güneş için münir ay için kullanılan iki tabir. Bu ikisinin birleştiği nokta ise Efendimiz(sav) olarak niteleniyor sanki.
    Deyim yerindeyse sizden bir fragman bekliyoruz gelecek yazı dizileriniz için. Tez canlılığımızı mazur görün:)
    Selamet ile…

    • Sutu Boğda on

      Çok güzel Ömer Faruk bey. Sizi tebrik ederim. Yorumlarınızın devamını getirmenizi temenni ediyorum. Düşündüğüm seri, yine dallanıp budaklanacağı için zannediyorum, bahsettiğiniz konulara girmek yine zaman alacak gibi görünüyor.
      Muhabbetle
      Tarık Kaya

      • Ömer Faruk on

        Tarık bey;
        Yazı dizilerinizin dallanıp budaklanmasindan ayrıca bir memnuniyet duyuyoruz okuyucularınız olarak. Her yazı dizinizi bir ağaca benzetiyorum ve nihayetinde sutubogda sitesinin bir tefekkür ormanına dönüştüğünü görmekten memnuniyet duyuyoruz. Her yazarin diktiği bir ağaç ile siteniz bir ormana dönüşüyor. İnternette bazen görüyoruz 30 yıl önce çorak arazinin 30 yıl sonra bir ormana döndüğünü. Bazı yazı dizileri bizleri hayalen zamanda seyahat ettiriyor. Bu açıdan inşallah Galadriel’in ormani gibi bir ormana dönüşür Sutubogda sitesi.
        Muhabbetle…

Reply To alaca Cancel Reply