Sutu Boğda Peşinde Bir Ömür

0

Bir insan hayatının neredeyse tamamını sadece bir hikayeye adıyorsa,

Bunun yanında bu adam realiteden kopuk çılgın bir profesör yada hayata boş vermiş bohem bir edebiyatçı değilse,

Tam tersine çok iyi bir aile babası, arkadaşları için canını vermeyi göze alabilecek kadar onlara düşkün vefakar bir dost ve hayat tarzı itibariyle oldukça sade ve mazbut bir insansa,

Dindarlığı ile en yakın bir arkadaşının (C. S. Lewis) ateizmden dine dönüş yapmasına vesile olmuş ve bu yakın arkadaşı intisap ettiği dinin en meşhur yazarlarından birisi olacak kadar ondan etkilenmişse,

Yazar olma sevdasında kifayetsiz muhteris bir şöhret düşkünü olmanın aksine, Oxford gibi ciddi bir üniversitede, müşterisi nispeten kıt olan bir konuda; Anglo-Sakson dili ve edebiyatı konusunda uzman bir profesör ve bir filolog ise,

Veeeee…

Böyle ciddi işlerle uğraşan böylesine mazbut bir adam, 62 yaşında bir fantezi kitabı yayınlar ve yazdığı bu kitap tüm dünyayı bir daha eski haline gelmeyeceği bir şekilde sarsarsa,

Aradan 60 sene geçtiği halde bu sarsıntı artarak devam ediyorsa,

Bu kitap hakkında filmler tüm zamanların en çok seyredilen ve gişe yapan filmlerinden oluyorsa,

Bu kitap, yapılan anketlerin neticesinde 20. Yüzyılın en önemli kitabı seçiliyorsa,

Bu kitabın içerdiği konuların kökleri ve bu konuların içinde geçtiği “dünya” hakkında, bu yazar binlerce sayfalık notlara sahip ve hayatının büyük bir bölümünü bu notları düzenlemeye adamışsa,

Sırf bu “dünya”ya ait birkaç tane dil ve alfabe üretmiş ve bunları mükemmelleştirmek için onlarca yılını harcamışsa,

Şu anda da bu dilleri kullanan birçok insan varsa ve bu dilleri öğrenme adına kurslar açılıyor ve kitaplar yayınlanıyorsa,

Kendi ömrü vefa etmediği için bu görevi; yani binlerce sayfalık notların düzenlenme ve tashih işini kendi sevgili oğluna (Christopher) tevdi etmişse,

Bu sevgili oğlu 90 yaşını aştığı halde (doğumu 1924), babası gibi kendisi de hayatını adayarak bu görevi tamamlama yolunda halen delice çalıştığı halde, bitiremeyecek gibi gözüküyorsa,

Yani iki seçkin beynin ve hayatın bir “hayal dünyası” uğruna ömürlerini tüketmelerine bakılırsa,

Burada mantığımıza oturmayan ve yukarıda değindiğimiz kontrastlar üzerinde seyredebileceğimiz bir başka büyük; hem de çok büyük bir hikaye var gibime geliyor. Hayatını adadığı büyük hikayesinden daha büyük bir hikaye var olduğunu düşündürtüyor.

John Howe'un fırçasından Gri Gandalf

Sutu Boğda, John Ronald Reuel Tolkien’in (1892-1973) bu hikayesinin peşine düşmemizin ardından ortaya çıktı. Bu hikaye esnasında bizler de çok farklı sürprizlerle karşılaştık ve bu peşe düşme yolculuğu, bizim kendi “arayış” (quest) hikayemize dönüştü. Bu yolculuk sürecinde bir araya gelmiş bir arkadaş grubuyuz biz. Yolculuğumuz ne zaman neticelenir ve yine bu yolculuk sırasında yeni yol arkadaşlarımız kimler olur; bunlar bizim için de meçhul.

J.R.R. Tolkien ve onun eserleri ile alakalı bu araştırmalarımız, derinlikli olarak birkaç sene önce başladı. Toplantılar yapıyor ve aynen Tolkien ve arkadaşlarının kendi aralarında yaptıkları gibi buluş ve heyecanlarımızı birbirimizle paylaşıyorduk. Sonra bu işin ne kadar ciddi ve mühim olduğunu fark etmemize vesile olan bazı mânâ büyüklerinin bizi yönlendirmeleri ile çalışmalarımızın daha da geniş platformlarda paylaşılması gerektiğine karar verdik. O mânâ büyüklerinden, adı gibi kendi de latif olan ve Hakikat-ı Ahmediye (sav)’in günümüzde izdüşümlerinden biri olduğuna inandığım bir tanesinin neden “Geç kalındı. Bu işe 30 sene önce başlanması gerekiyordu.” dediğinin sırrını halen tam olarak anlamış değiliz.

Sutu Boğda isminin de ne mânâya geldiğini -tam olarak- bilmiyoruz. Bu sitedeki yazılarımız aynı zamanda bu ismin tam mânâsının anlaşılması macerası da olacak. Bir internet sitesi açmaya niyetlendiğimizde bu sitenin ismini Hızır misal ve ilhama mazhar kutlu bir zat vermişti. Desteklerini ve manevi himmetlerini hep başımızda hissettiğimiz bu yüce gönüllü Arif zatlara sonsuz minnet ve teşekkürlerimizi arz ederiz.

Sutu Boğda’nın isminin ne manaya geldiğini –tam olarak– bilmiyoruz dedim; zira Oktan Keleş’in kıymetli açıklamaları bu meselenin üzerindeki sır perdesini kısmen araladı.

Oktan Keleş, Kulbak Bilge isimli çığır açıcı eserinde, bu sır perdesini bir parça araladı. Bu konulara gücümüz yettiğince daha detaylıca değineceğimiz için Kulbak Bilge isimli eserden sadece şu satırı alıntılıyorum:

Latif Baba gözlüklerini takarak işareti inceledi ve sordu:

-Nedir Sutu Boğda?

İlhami Abi cevap verdi:

Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri… Hiç yaşamamışlar gibi (Hud / 68). Şöyle düşün: Bir film çekiliyor, oynuyor, seyredenler seyrediyor ve filmin bütün kayıtları siliniyor. Çağlar geçiyor, unutuluyor. Sadece filmde oynayanlar kalıyor, yaşıyor…

Bu kadar alıntı yapıyor ve devam ve detayını gelecek yazılarımıza havale ediyorum.

Evet, Sutu Boğda için “Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri” deniyor. “Hiç yaşamamışlar gibi”. Bu ifadeler Peter Jackson’ın üçlemesinin giriş sahnesini hatırlattı bana. Galadriel ismindeki Elf hanımefendisi fonda şunları söylüyordu:

I amar prestar aen…

      The world is changed.

            Dünya değişti.

Han mathon ne nen…

      I feel it in the water.

            Bunu suda hissediyorum.

Han mathon ne chae…

      I feel it in the Earth.

            Bunu toprakta hissediyorum.

A han noston ned gwilith…

      I smell it in the air…

            Kokusunu havada alıyorum…

Much that once was, is lost. For none now live who remember it.

     Bir zamanlar var olanların çoğu şimdi kayıp. Çünkü olanları hatırlayanlardan hiçbiri şimdi yaşamıyor.

Galadriel Hanım sanki Sutu Boğda’dan bahsetmiş. Biz de Sutu Boğda ekibi olarak J.R.R. Tolkien’in bir misyonu olduğuna, bu misyonun tam olarak keşfedilemediğine ve dolayısıyla tamamlanmadığına inanıyoruz. Bundan dolayı, Hem Tolkien’i hem de Sutu Boğda hakikatını anlamak için bir yolculuğa çıktık ve şimdi buradan devam edeceğiz. Hadi hayırlısı.

Vira Bismillah…

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply