Anılar, Konum, Hafıza

4

Yaradılışı gereği insanın kalb, akıl, vicdan vs. gibi birçok zenginliği ve donanımı var ve bunlardan belki de en elzem ve önemli olanlarından biri “akıl,” maddi manevi her problemde bize rehberlik eden, irade ortaya koymamızda yardımcı bir nimet.

Birçok insan açıktan ya da gizli olarak akıllı olması, hafızasının güçlü olması ile övünür, yönetmeyi sever ve bundan mutlu olur. Bu hususta mütevazi olduğunu gördüğüm insan sayısı maalesef çok azdır. Aslında ne kadar güvenirsek güvenelim, ister az akıllı ister çok akıllı olabilmek… Esas önemli olan akıl sağlığımızın yerinde olması mevzusudur. Çoğunluğu stresli, hüzünlü, yalnız geçen zamanlar, maddi ve manevi yanlış beslenmeler, yahut kaza, travma ihtimalleri aklımız ile alakalı sağlık sorunları çıkarabilir. Sanırım çağımızın en önemli hastalıklarından biri de bu olsa gerek “hafıza kaybı ya da alzheimer.” Peki bu labirentten çıkışta müzik nasıl bir rehber?

Çalışmalarımızdaki deneklerin büyük çoğunluğu (müzisyen olmayanlar) şarkıları, esas tempolarından %4’ten fazla uzaklaşmadan söyleyebilmişti.

Bu şaşırtıcı doğruluğun sinirsel kaynağı büyük ihtimalle günlük yaşamımız ve duyduğumuz müzikle senkronize olabilmemiz için içsel bir saat sistemi bulundurduğuna inanılan beyinciktir. Yani beyincik, müziği duyduğumuz anda senkronizasyon için kullandığı “kurulum” ayarlarını bir şekilde hatırlamakta ve aklımızdan bir şarkı söylemek istediğimiz zaman kullanılabilmektedir. Bu şarkı söyleyişimizi, şarkı söylediğimiz son anının hatırasıyla senkronize edebilme imkanı sağlamaktadır.

Daniel J. Levitin / Müziğin Etkisindeki Beyin / s.74

Bir önceki yazıda Silmariller’in iyileştirici, onarıcı gücünden bahsetmiştim. Tıpkı doğru frekansta çalan müziğin iyileştirici özelliği olduğu gibi. 

Yapılan birçok bilimsel çalışmada gözlemleniyor ki bu ve benzeri akıl hastalıklarında müzik kapısız esaretten bir çıkış bileti. Yani bir manada nörolog-yazar Oliver Sacks’a göre bu konu insanların zihinlerinde bir arka kapı olma meselesi, birçok bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yaşandığı şu zaman dilimine rağmen beynimizin hayranlık uyandırıcı gizeminin kapılarını sanki sadece müzik aralıyor ve içeriden küçük ışık hüzmeleri ile bizlere bir şeyleri göstermeye, âdeta bizleri uyandırmaya, labirentten çıkmak için bir ses/ışık yoluna yönlendiriyor.

Dr. Levitin, çalmakta olan bir şarkının, hafıza için oldukça spesifik ve canlı bir dizi ipucu kapsadığını. Çoklu iz hafıza modelleri, bağlamında da anı izleriyle birlikte kodlandığını varsaydığı için bu modele göre hayatımızın çeşitli dönemlerinde dinlediğimiz müziklerin o döneme ait olaylarla birlikte kodlandığını söylüyor. Yani müziğin, bir döneme ait olaylarla, o olaylar da müzikle ilişkilendirildiğini belirtiyor. Çoklu iz hafıza modellerine göre her tecrübenin potansiyel olarak hafızaya kodlandığını söylüyor. 

Hafızanın beyindeki belirli bölge olmadığını, beyinin bir ambar gibi çalışmadığını; anıların daha ziyade doğru değerlere ayarlandıklarında ve belirli bir şekilde düzenlendiklerinde tazelenip zihnimizin sahnesinde yeniden oynatılmalarına sebep olan nöron gruplarına kodlandığını ifade ediyor. O halde istediğimiz her şeyi hatırlayamamamızın sebebi, bazı anıların hafızada “depolanmamış” olması değildir diyor. Yani problem daha ziyade o anıya ulaşmak için doğru ipucunu bulmak ve sinirsel devrelerimizi doğru biçimde düzenlemektir. Bir hafızaya erişim arttıkça tazeleme ve anımsama devreleri daha aktif olur ve belleğimize ulaşmak için kullandığımız ipuçları belirginleşir. Doğru ipuçlarına sahip olabilirsek teorik olarak tüm geçmiş tecrübelerimizi hatırlayabiliriz. Dr. Levitin’in tüm bu açıklamaları ilk aşamada cevabını tam olarak bilmediğim şu sorulara ilham oluyor:

Acaba ruhlarımızın dünyaya düşmeden önceki mekanlarında dinledikleri melodileri, armonileri1 şimdi duyabilsek, o mekâna ait bir kısım işitsel ve görsel anılarımız gözümüzde canlanır mı? Yoksa ilham denen şey ile ortaya çıkan ezgiler bu melodilerin, armonilerin ayna misali bir yansıması olabilir mi?…. Birçok görüş müziğin bir sihir ve büyü olduğunu savunmaktadır. Acaba sözün/sesin bu etkileyici ve kuşatıcı gücü nereden geliyor? Hatırlarsak “mellon” gibi efsunlu bir söz/ses sadece ay ışığında görünen kapıları açabiliyordu. Aynı şekilde ışık/ses benzerliği üzerinden düşünürsek Galadriel Hanım’ın Frodo’ya vermiş olduğu ve kulede esir iken Sam’in onu kurtarmak için girmeye çalıştığı o büyülü görünmez duvardan küçük şişedeki ışığın yardımı ile geçmesi…

Oyun Nedir?

Dr. Levitin, “Ritim bir beklenti oyunudur. Perdeyle2 de benzer bir beklenti oyunu oynarız.” diyor. Müzikte tonalite4 ve armoni olarak bir kısım kurallar vardır. Bu kurallar gereği besteci eserini bir akış içerisinde notalara döker. Bu akış içerisinde bir kısım sapmalar olabilir. Fakat tüm müziklerin geri dönüş yaptığı merkezi bir perde dizisi3, bir ton merkezi (home/ev) vardır. Aslında bu bir manada Bilbo Baggins’in, Frodo’nun bir macera ve görev için evden yola çıkıp onun tekrar zorunlu olarak eve dönmesi gibidir. Dr. Levitin, bu bestenin akışı içindeki nota geçişlerini, yani sapmaları da bir filmde eş zamanlı bir sahne veya bir flashback’e hızla geçildiği gibi düşünmemizi ve ana hikâyeye (home/ev) geri dönüşün muhtemel ve kaçınılmaz olduğunu bilmemiz gerektiği belirtiyor. 

Bir Konum Gönder Gönlümde Bir Ezgi Doğsun!

İşitsel gruplandırmada zaman önemli bir etkendir. Ses tınısı bir başka önemli unsurdur; aynı anda çalan kemanları birbirinden ayırt etmek bu yüzden bu kadar zordur. Bunu işinin ehli müzisyenler ve orkestra şefleri bile yalnızca çalışarak başarabilirler.

Konum bir gruplandırma prensibidir, kulağımız nispeten aynı yerden gelen sesleri birlikte gruplandırmaya yatkındır. Aşağı/Yukarı düzleminde konuma pek duyarlı değilizdir. Ön/Arka düzleminde de mesafeyi biraz algılayabiliriz. Sağ/Sol düzleminde ise konuma oldukça duyarlıyızdır.

İşitme sistemimiz, tek bir yerden gelen seslerin büyük ihtimalle aynı nesneye ait olduğunu kabul eder. Bu yüzden kalabalık bir odada yaptığımız bir konuşmada zorluk çekmeyiz; beynimiz konuştuğumuz kişinin konumsal ipuçlarını kullanarak odadaki diğer konuşmaları filtreler. Konuştuğumuz kişinin benzersiz bir ses tınısına sahip olması gruplandırma için ek ipucudur.

Daniel J. Levitin / Müziğin Etkisindeki Beyin / s.95 

Bir çıkmaz, diye mırıldandı Sam; üstelik o kadar tırmandıktan sonra! Burası kulenin tepesi olamaz. Ama şimdi ne yapacağım?

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Cirith Ungol Kulesi / s.865

En olmadık zamanlarda bir ezgidir dilimize dolanan, tıpkı rüyalarda, anılarda olduğu gibidir. En karanlık labirent gibi yerlerde bir ışık olur yolumuza Galadriel Hanım’ın dileği gibi. Onu bitmek bilmeyen hüzün ve gözyaşı takip eder; bu ezgi sarıp sarmalar her bir yanımızı; sonra umutların tamamen tükendiği bir anda var yok arası bir ses ile cevap gelir derinlerden. Çocuk gibi neşe ve saflık kaplar endişe dolu yüreğimizi, bedenimiz ve ruhumuzdaki tüm yaraları iyileştirir bu ezgi…

Güneş altında, batıdaki topraklarda
çiçekler açar belki baharda
Ağaçlar tomurcuklanır, akar sular
Neşeyle şakır belki ispinozlar
Ya da bulutsuzdur gece belki
beyaz birer mücevher gibi
Elf yıldızlarını taşırlar
dallanmış saçlarında salınan kayınlar
Burada yolumun sonunda
karanlıklara gömülmüş yatsam da,
bütün yüksek ve güçlü kulelerin
ve sarp dağların ötesinde,
Güneş tüm gölgelerin üstünden aşar
ve yıldızlar yaşar sonsuza kadar:
Gün bitti demeyeceğim asla,
sana veda etmeyeceğim Yıldızlara.

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi /
Cirith Ungol Kulesi / s.866

Gerek görsel, gerekse işitsel anılarımızda, ismini her vakit direk anmasak da, özlenen o efsunlu his “huzur”… İnsanlar maddi manevi bir şeyleri kaybetmeye başladıkça, aslında en çok aradığı, arzuladığı şeyin kendisinde var olan ama yine kendi tercihleri sonucu ondan uzaklaştığı ve uzaklaştıkça da yitirdiği kavramın huzur olduğunu görüyor. Yaşam içerisinde de aslında çabaladığımız, emek harcadığımız her konuda sonuç olarak aradığımız en temel şey huzurdur. Her mücadele, her bir arayış, ister istemez hafıza depomuzda biriktirdiğimiz bilgiler, anılar, planlar, deneyimler vs. tüm bu ayrıntıların hepsi dönüp dolaşıp huzur limanından kalkacak sessiz gemiye binmeye ve içsel dünyaya yapılacak bir yolculuğa aç ve muhtaç…

Devam edecek…

TARKAN DEMİR


Okuduğunuz makale, “Kayıp Silmariller” yazı dizisinin 2. bölümü olarak okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur.


1..Armoni: Armoni, müzikte, farklı notaların aynı anda kullanılmasıyla ortaya çıkan ses uyumudur. Akorları, akorların kurulumunu, akor yürüyüşlerini ve akorlar arasındaki ilişkileri inceleyen müzik dalına armoni adı verilir.
2..Perde: Bir sesin, tüm ses yelpazesi (aralığı) üzerindeki konumunu belirtir. Bir sesin perdesi, o sesi oluşturan ses dalgalarının titreşimlerinin frekansına bağlıdır. Örneğin; 880 Hz’lik bir ses yüksek perdeli, 55 Hz’lik bir ses alçak perdeli kabul edilir.
3..Dizi: Temel bir sesten hareketle seslerin yükselişine göre arka arkaya sıralanması anlamına gelmektedir. Teorik olarak sonsuz sayıda olan perdelerin bir alt kümesidir. Yani bir telin, bir hava kütlesinin ya da başka bir kaynak nesnenin frekansıyla, yani titreşim hızı ile alakalıdır.
4..Tonalite: Bir bestede ya da bir beste bölümünde bütün nota ve akorların, bir ‘çıkış notası’ durumundaki notayla ilişkilerini düzenleyen sistemlerin bütünü. Tonalite, kendi başına, müzik yaratıcılığında bir amaç değil, fakat araçlardan yalnız biridir.
Paylaşın.

Yazar Hakkında

4 yorum

  1. Emeğinize yüreğinize sağlık. Artık misafir yazarlıktan kadrolu yazarlığa terfi etme zamanı geldi sanki. Çok güzel bir makale olmuş.
    “Aslında bu bir manada Bilbo Baggins’in, Frodo’nun bir macera ve görev için evden yola çıkıp onun tekrar zorunlu olarak eve dönmesi gibidir.”
    İşte bu hikmete dair ince bir nüanstır.
    Tolkien’in şiiri ve Shelop konusu mitoloji okumasıyla daha çok bilgi elde edilebilir. Ya da Peygamber Efendimizin (SAV) Hz. Ebubekir (RA) ile Sevr mağarasında iken bir örümcek ağ örmüştü. Bize intikal eden anlatımda sanki olaylar hep gece oluyormuş gibi bir hava ile anlatılır. Öyle bir dönemde gece gibi iken yani bir Örümcek Shelob bir de Güvercin yani Froto’nun yada Samwise’nin elinde tuttuğu fener gibi olan Galadriel’den aldıkları parlak sıvı vardır. Bu konuyu Oktan Abi yeni kitabında açacaktır diye düşünüyorum. Ali İmran 103. Ayetiyle alakalı çok derin okumak lazım.
    Teşekkürler.

    • Sutu Boğda on

      Aynı fikirdeyiz Alaca bey’le… Tarkan Demir çok farklı bir hava getirdi. Bir kaç yazı daha yazmasını bekliyoruz Sutu Boğda olarak.

  2. Tarkan beyi merakla takip ediyoruz. Kuran ve sünnetlerin hikmetlerini açıyorsunuz.
    Yorumları da bir o kadar merakla takip ediyorum. Ben eminimki kafamızda sorduğumuz tüm sorular için sutuboğda ekibine de bir fener verilecektirve verilmiştir. Çünkü hiç bir gayret Onun (c.c.) tarafından karşılıksız kalmaz. Gayretin ismide ‘sutuboğda’ olduktan sonra.

  3. Cok guzel bir konu. Belgeseli izledim cok etkileyiciysi hem cok uzucu hem umut verici.Aslolan sanirim sistemin tahribatına karsilik alaka ve sevgi.Her zaman merak etmisimdir bebeklikte yasananlarin belli bir doneme dek neden hatirlanmadıgı.Hatta Tarık Kaya ‘nın son yazısıyla tekrar dusunmeye baslamistim. Evvelki yazilarinizda biraz bahsetmistiniz suyla yapilan deneylerden. Suyun sesler ile olan etkisini de cok merak ediyorum ve insan vucudunun buna nasil tepki verdigini. Gelecek yazıları cok merak ediyorum

Leave A Reply