Yaratılış, Yaratıcılık ve Ainur’un Müziği

2

Tolkien, kendi bakış açısından tüm hayatı boyunca iz sürmüş biridir. Hakikatin izini, tarihin ve mitolojinin en derin köklerine kadar sürmüş ve eserlerini de bu şekilde varlık sahasına çıkarmıştır. “İz Sürücülük” gibi bir kavramlaştırma yaparsak üç temel olgudan bahsetmemiz gerekir:

  1. İzin kendi varlığı
  2. İz süren
  3. İzi bırakan.

Efsane-i Tolkien’in (Tolkien’s Legendarium) gerçekliğinde izi bırakan Ilúvatar’dır. Gondor’un Ak Ağacı’ndan sürmeye başlarsanız izleri, çiçeği ay ve meyvesi güneş olan iki büyük kozmogonik ağaca; Telperion’a ve Laurelin’e ulaşırsınız. Onlar da sizi “İki Kandil” yıllarına ve o devrin irfanının taşıyıcısı olan Valar’a ulaştırır. Bir adım daha öteye gittiğinizde yaratılışın ilk anlarına ve her şeyin kendinden yaratıldığı Sönmeyen Alev’e ve ondan her şeyi yaratan Eru’ya ulaşırsınız. Bu noktada nihai olarak her şeyin izinin Eru’ya, yaratılışın ilk anlarına ve Ainur’un Müziği’ne bağlandığına şahit oluruz. Eru’nun “Ol” emri her kelime gibi bizim dünyamızda bir sesle temsil edilir. Dolayısıyla sürdüğümüz bu iz, sonunda sembolik olarak “sesin” yaratılışın ilk anına ne kadar yakın olduğunu gösterir bize.

Valar, irfanda ve kudrette en üstün yaratılışa sahip varlıklar oldukları için “Ol” emrine ve bu emrin “sesine”/musikisine de en yakın olanlardır; ayrıca onlar yaratılmışlık aleminin ilkleridir ve yaratılışın musikisinin şahitleri var ise onlar ilk şahitlerdir. Ainur’un Müziği diye bilinen göksel senfoninin ilk icracıları olmaları da bu düşüncemizi kuvvetlendirir. Tolkien’e göre alt-yaratı ve Eru’nun Yaratması arasında ayna/yansıtan, asıl/yansıyan ilişkisi vardır. Zaman üstü alemlerde Eru’nun / Ilúvatar’ın katında icra edilen bu Ainur’un Müziği, Eru’nun Yaratısının, alt-yaratı aynasında görkemli ve ilk yansıyışıdır. Valar, kendi görkemine has bir şekilde Eru’nun iradesini yansıtmıştır ki bu yansımada geleceğin alt-yaratılarının ve Valar’ın memur edileceği işlerin de icmali/özet bir görüntüsü ve bilgisi sunulmuş olmaktadır. Yaratılmış ne kadar görkemli olsa da yaratılmışlık kümesinin bir üyesi olduğu ve “Yaratan” olamayacağı için bütün alt-yaratılar -yaratılanın yapmış olduğu her iş- “asıl olanı” ancak bir icmal aynasında ve noksan/eksik olarak sunabilir.

Yaratılışın safhalarını -Tolkienyen bir tarzda ve anlattıklarımız ışığında sunmaya çalışırsak- ana hatları ile aşamaları bir düzen içinde maddelendirebiliriz:

  1. Başlangıçta sadece Eru/Ilúvatar vardı
  2. Her şeyin kendinden var edildiği “Sönmeyen Alev” yaratıldı
  3. Sönmeyen Alev’den Valar, Ainur, varlık sahasına çıktılar.
  4. Ainur (Valar ve Maiar) sonraki yaratılışın özünü/özetini yansıtan müziği/ilk alt-yaratıyı icra ettiler ve Eru’nun iradesini/ilmini, ikincil aynalarda (kendi alt-yaratılarında/sanatlarında) yansıttılar.

Tolkien’in sürdüğü iz ise safhaları ile sunmaya çalıştığımız bu serencam idi. Alt-yaratı kendine özgü bir nitelik içinde “Yaratan”ın taklidine dayandığı için bu iz sürmenin bir sonucu olarak Tolkien’in alt-yaratısı olan Efsane-i Tolkien de varlık sahasına çıkarken benzer bir yol takip etmeliydi. Tolkien, bilinç ve ilham arasında ve kendi yaratılışının da bir sonucu ve iyi bir iz sürücü olarak, alt-yaratısının; genel olarak Efsane-i Tolkien’in, özelde ise Silmarillion’ın ve Yüzüklerin Efendisi’nin, nasıl ortaya çıktığını anlatırken sade bir biçimde aynı sıralamayı bize sunmaktadır:

Zaman, gelişim ve içerik bakımından, yazdıklarım benimle başladı; gerçi benden başkasının ilgilenmesini de ummuyordum. Aslına bakarsan, şimdi yazdıklarımı kafamda evirip çevirmediğim bir zaman hatırlamıyorum. Pek çok çocuk hayali bir dil yaratır ya da en azından buna girişir. Ben yazmaya başladığım günden beri bununla uğraşıyorum. Ama ben asla bundan vazgeçmedim ve elbette bu konuda uzman biri olarak (özellikle dil estetiği ile ilgilenen) dil konusundaki beğenim zamanla gelişti. Hikayelerimin gerisinde bir diller örüntüsü var (en çok yapısal olarak karalamalar yaptığım)… neredeyse tamamlanmış olan iki dil yarattım…

Silmarillion / İthaki Yayınları / s.13-14

Tolkien, başlangıç noktasına kendisini koyarak alt-yaratının, İlk Yaratı’nın izlerini sürdüğünü de belirtiyor. “Kendi”, yani bilebilme ve yapabilme (alt-yaratı) kabiliyeti olan bir özne ile başlıyor “yaratıcılık” sürecini tanımlamaya. “Gerçi benden başka kimsenin ilgilenmesini de ummuyordum.” sözü ile bu sürecin başlangıcındaki yalnız ve yegâne olma vasfını vurguluyor. “İlk Yaratı”yı, -insana özgü alt-yaratının noksanlıklarından tenzih ile- düşünürsek, bu durum Eru’nun başlangıçta eşsiz/yalnız olmasının yani kendi sanatı ve ilminin, kendinden başka şahidi bulunmaması hakikatinin bir yansıması gibi görebiliriz.

İkinci olarak; dil estetiği üzerine geliştiğini ve bu gelişimin diller yaratmaya yöneldiğini belirtiyor. Tolkien’in “Hobbit” kelimesinin fonetiğinden kelimenin anlamını keşfetmeden önce cezbolduğu ve esas olarak duyduğu ve kendisini büyüleyen bir ses olan “Eärendil” kelimesinin musikisinden çok etkilendiği ve bu iki sesin, iki eserin (Hobbit ve Silmarillion) yazılmasında ilham tetikleyici unsurlar olarak bulunduğu dikkate alınırsa, sesin -kelimelerin müziğinin-, dilleri yaratmasında yapıtaşları hükmünde oldukları anlaşılır. Dolayısıyla dil estetiğinin en önemli parçalarından biri olan “kelimelerin müziğinin” keşfedilmesi, daha sonradan bu müziğin hikayelere dönüşmesi şeklinde özetleyebileceğimiz bir yaratıcılık sıralaması vardır. Bu sıralamada, icmali olarak sonradan olacak her şeyin, feleklerin/kaderlerin yaratılmadan önce, icmal/öz/özet olarak bir yansımasının Ainur’un Müziği’nde gözükmüş, görülmüş olması haline bir benzerlik vardır.

Sonuncu olarak; keşfedilen sesler, kelimelerle kaydedilmiş ve karakterlerle cisimleşmiş ve karakterlerin hikayeleri, kaderleri olarak bize sunulmuş olur. Bu durum Ainur’un ve özellikle Valar’ın önceden Müzik’te görmüş olduğu şeyleri yaşamak ve onların var edilmesi adına görev yapmak üzere Arda’ya inmiş olduklarını anlamaları gibidir.

Özetle; Tolkien’in alt-yaratısı olan Efsaneler, hakikatini müziğin derinliklerinde bulan/arayan ve İlk Yaratı’nın izleri üzerinden Eru’ya; güzellikten Güzel’e ulaşmaya çalışan nağmeler hükmündedir.

Paylaşın.

Yazar Hakkında

2 yorum

  1. Hz. Hızır’ın o devirlerde Gandalf olarak mücadele ettiğini, kendisine ilham verilen büyüğümüz sizlere söylemişti. Bunu öğrendikten sonra Tolkien/Gandalf ikilisinin düşünsel anlamda nasıl/neden irtibatlı olduklarını düşünüyorum. Daha önce de belirttiğim gibi neden Tolkien seçildi bu yaşanmışlığın hatırlatılması için!

    Bu eserin Tolkien’e birileri tarafından fısıldandığı/ilham verildiği kanaatindeyim ve Tolkien’in de bunu bir içe doğuş/ilham olarak tanımladığını anlıyorum. Nitekim İthaki Yayınları’dan çıkan Silmarillion eserinin 17. sayfasında Tolkien şunları ifade ediyor:

    ‘’Sanki ‘vahiyle gönderilmiş’ şeyler gibi zihnimde belirdiler.’’

    ‘’Yine de daima, bir şey ‘keşfetmekten’ çok, zaten ‘orada’ bir yerde duran şeyleri kaydediyormuşum gibi bir hisse kapılırdım.’’

    Tolkien alanında çok iyi bir ilim adamıydı, bu durum, o an için yeryüzünde bu işe layık en iyi kişinin o olmasından kaynaklanıyor olabilir. İşi ehline verin diye emreden bir yaratıcının kulu olarak, sebep bu olabilir diye de düşünüyorum. İşin aslını bize öğretecek de, yine, kendisine ilham verilen değerli büyüğümüzdür.

  2. Sutu Boğda on

    Bence İlhan Bey de bu siteye yazıları ile katkı sağlayabilir. Bu birikime sahip olduğu gözüküyor. Neden bir misafir olarak yazmıyor İlhan Bey?

Leave A Reply