Ungoliant – Bölüm 1

0

J.R.R. Tolkien’in çocukluğunun bir bölümünün geçtiği Güney Afrika’da başından geçen önemli olaylardan birisi de, bir tarantula tarafından ısırılmış olmasıdır. Örümceğin zehri bir hemşire tarafından emilerek atılmış ve Tolkien de zehirlenmekten kurtulmuştur. Efsane-i Tolkien’de (Tolkien’s Legendarium) de Ungoliant ve Shelob gibi iki önemli karanlık karakter başta olmak üzere, örümcekler kötü ve karanlık bir konuma sahiptirler. Pek çok araştırmacı, Tolkien’in çocukluğunda yaşadığı bu kötü tecrübeyi, örümceklerin hikayelerdeki konumlarıyla ilişkilendirmişlerdir. Ancak Tolkien kendi sözlerinde, kendisinin böyle bir korkusu ya da tiksinmesi olmadığını dile getirmiştir. Hatta Tolkien, örümceklerden korkanın oğlu Michael olduğunu ve Hobbit’i çocukları için yazarken oğlu Michael’ın bu korkusu nedeniyle onları hikayeye eklediğini belirtmiştir. 

Çocukluğundaki tecrübenin bir bilinçaltı yansıması olarak ya da oğlu Michael’in korkusu nedeniyle, ilk olarak Hobbit’de Kuyutorman’da karşımıza çıkan kötü ve karanlık örümcek imgesi, Efsane-i Tolkien’in gelişimi boyunca farklı şekillerde karşımıza çıkmıştır. Bunlardan en çok hatırlananın ise Yüzüklerin Efendisi’nde Frodo’yu zehirleyen ve Sam’in Sting ile yaraladığı örümcek Shelob olması muhtemeldir. Shelob’un Mordor’un sınırında, dönemin Düşman’ı olan Sauron’un yakınında oluşturduğu karanlık, Sauron’un amaçlarına hizmet etse de, Shelob’un tam anlamıyla Sauron’un emrinde olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bunu söylememin nedeni Shelob’un anası olan ve Melkor ile hikayesini bildiğimiz Ungoliant’ın mahiyetidir. 

Ungoliant’ın kökeninin ne olduğu konusunda iki temel görüş vardır. Bunlardan ilki, Ungoliant’ın Maiar cinsinden Melkor tarafına geçen bir ruh olduğudur. Ancak buradaki en önemli eksik, Sauron ve Balroglar gibi varlıklar Maiar’dan sayılırken, Ungoliant’ın bu sınıflandırılmaya dahil edilmemesidir. Bu atlanmış bir konu olabileceği gibi, ikinci bir görüşe de kapı açmaktadır. 

Ungoliant her ne kadar karanlıklarda yaşasa ve yaşadığı yeri karartan bir tabiatı olsa da, ışığa karşı bir açlığı vardır. Bu açlık aynı zamanda nefretle de birleşmiş bir açlıktır. Her ışık kaynağını yutmak isteyen tabiatı, Melkor ona İki Ağaç’ı öldürmeyi teklif ettiğinde bu teklifi kabul etmesini sağlamıştır. İki Ağaç’ın öldürülmesi ve Arda’nın kararmasına dair hikayede anlatıldığı gibi, herkesin Valar huzurunda bir festivalde olduğu anda, Melkor ile Ungoliant ağaçlara saldırmıştır. 

Valinor’a festival zamanında Ungoliant ile beraber giren Melkor, Ungoliant’ın ördüğü bir karanlığın sağladığı görünmezlik ile ağaçların bulunduğu Ezellohar tepesine ulaşır. Ungoliant, Melkor’un kara mızrağı ile ağaçlarda açtığı yarıklardan ağaçları öldürene dek emer ve onların ışığını söndürür. Ungoliant ağaçlarla da kalmayıp, ağaçların özlerinin kaynağı olan Varda’nın Kuyuları’na da musallat olur ve onları da kuruyana dek emer. Emdikçe büyüyen ve kara buharlar çıkaran Ungoliant, artık Melkor için bile korkutucu bir hale gelir.

Melkor ve Ungoliant, Valinor’dan kaçarlarken Fëanor’un evinde dururlar ve Fëanor’un yaptığı tüm değerli taşları ve mücevherleri alırlar. Bu mücevherlerin arasında Silmariller de vardır. Melkor, Silmariller’i çalarken, karşısına çıkan Noldor ilk kralı ve Fëanor’un babası olan Finwe’yi de öldürür. Böylece Valinor’da ilk defa kan dökülür ve Fëanor’un Valar’a olan isyanının da tohumu Melkor tarafından atılmış olur.

Tolkien, Morgoth’s Ring kitabında, ağaçların katledilişinin ardından Valinor’un kararışını anlattığı bölümde, karanlık kelimesini hep büyük harfle kullanmıştır (Dark ya da Darkness şeklinde). Yine onun sözleriyle devam edersek:

Metnin Aslı

Yet no song or tale could hold all the grief and terror that then befell. The Light failed; and that was woe enough, but the Darkness that followed was more than loss of light. In that hour was made the Dark which seems not lack but a thing with being of its own: for it was indeed made by malice out of Light, and it had the power to pierce the eye, and to enter heart and mind, and strangle the very will.

Çevirisi

Hiç bir ezgi ya da hikaye ardından vuku bulan elemi ve dehşeti taşıyamaz. Işık düşmüştü; bu elemi kafiydi, ama takip eden Karanlık, ışığın eksikliğinden ziyadeydi. O anda Karanlık bir eksiklik değil, kendine ait bir varlıktı; Işık’sızlıktan meydana gelen bir garezdi ve gözleri delecek, kalplere ve zihinlere girecek, ve her iradeyi boğacak güce sahipti.

Devam edeceğiz…


“İki Ağaç’ın Öldürülmesi” İllüstrasyonu © John Howe

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply