Tolkien ve Mythopoeia – Bölüm 32

0

MYTHOPOEIA

Metnin Aslı
…………
Yet trees and not ‘trees’, until so named and seen –
and never were so named, till those had been
who speech’s involuted breath unfurled,
faint echo and dim picture of the world
but neither record nor a photograph,
being divination, judgement, and a laugh,
response of those that felt astir within
by deep monition movements that were kin
to life and death of trees, of beasts, of stars:
free captives undermining shadowy bars,
digging the foreknown from experience
and panning the vein of spirit out of sense.
…………
J.R.R. Tolkien

Çevirisi

…………
Henüz ağaçlar “ağaç” değildir, vakta ki öyle isimlendirilene ve görülene dek
ve onlar isimlendirilene kadar hiç isimlendirilmemişlerdi
ki onları beyanın içe dönük nefesi göz önüne serdi,
dünyanın müphem/zayıf bir yankısı ve soluk bir resmi,
ancak ne bir kayıt ne de bir fotoğraf,
ağaçların, hayvanların, yıldızların yaşam ve ölümüne benzer
içlerindeki derin ihtarın/hatırlatmanın kıpırdanmalarıyla
kehanet, hüküm ve kahkahalı bir tepkisi olarak:
gölgeli parmaklıkların altını kazan hür tutsaklar,
“önceden bilineni” tecrübelerinden kazıp çıkarıyorlar
ve nüktenin (ruhun) damarını anlamdan eliyorlar.

…………
J.R.R. Tolkien

HÜR İRADE ve GÖLGE

Silmarillion’da Melkor, Eru’yla Valar’ın ilişkisi düzeyinde bir ilişkiye sahiptir ancak bu durum Melkor’u zorunlu olarak iyi, doğru kılmaz. Yaratılış olarak kötülük potansiyeli çok olmayan ve daha çok naif kırsal hayatın sembolü sayabileceğimiz Hobbit türüne ait bir varlık olan Smeagol da iyi olmak zorunda değildir ve sonuç olarak Gollum’a dönüşür. Sauron; Aulë’nin, bir Vala’nın çırağı iken, düşüş serüveninde Melkor’a eşlik eder. Ainur’un içinde bir konumu varken kötülüğün yeryüzü sembolü haline dönüşür.

Bütün zikrettiğimiz ve sayısını çoğaltabileceğimiz örneklerin ortak özelliği, Efsane-i Tolkien’de (Tolkien’s Legendarium) iyi olmanın bir zorunlu kader değil, bir seçim olmasıyla ilgilidir. Hür irade o denli önemlidir ki yaratılışın mayasında, temel yapıtaşlarının inşasında çalışmış ve Eru’nun doğrudan konuştuğu bir daire içinde yer almış Melkor gibi bir varlık dahi bu sınanmanın bir parçasıdır.

Diğer yandan Galadriel, Tek Yüzük ile imtihanı öncesine kadar Aman Yurdu’na – yönlerden azade bir “Batı”nın cennet iklimine – kabul edilmeyecektir. Gandalf ise Balrog ile mücadelesi çerçevesinde “gölge” ile uzunca bir yüzleşmenin sonucunda “Ak Gandalf” olabilecektir. Sonuç olarak; kötülük, hür iradeye bağlı bir seçimin sonucu olabildiği gibi saflaşmış ve yüksek nitelikli iyilik de hür iradeye bağlı pek çok seçimin sonucunda potansiyeli itibariyle tam olarak gerçekleştirilebilir.

Galadriel’in Orta-Dünya’daki varlığı sürgün niteliği taşır; Orta-Dünya’da tutsak kalmıştır ve içinden geçtiği imtihanlar bir zamanlar yurdu olan ve özlemini çektiği, düşerek geldiği yitirilmiş cenneti Aman’a dönüş yolunu açacaktır. Yitirilmiş cennetine giden yol kendisi için büyük sınanmalardan, hür iradesi ile yaptığı tercihlerden geçer.

Tek Yüzük’ün vaatleri muhatap olunan kişiye göre değişmekte, Galadriel gücündeki biri için “Yeryüzü Rabbi” olma yalan vaadine kadar uzanmaktadır. Galadriel, bu vaadi reddederek açtığı fasılda Üç Elf Yüzüğü’nün de gücünü yitireceğini bilir ve Tek Yüzük’e sahip olursa ne yapacağının hayalini çok uzun süre kurmuştur. Aslında “Tek Yüzük” çerçevesinde, tüm hayalleri ve kendisine verilen kudretin tüm potansiyel imkanları/ihtimalleri/vaatleri ile yüzleşir. Galadriel için Mythopoeia Şiiri’ndeki “gölgeli parmaklıklar”, asliyeti/hakikati olmayan şeylere tutsaklık, “ben” duygusu çerçevesinde başarılan sözde büyük işlerdir ve bunlardan tamamen vazgeçmesinin bir sembolü olan “Tek Yüzük”ün sahipliğini reddetmesi, nihai olarak hür olmasını da sağlar; artık ruhu Orta-Dünya tutsaklığından kurtulacak ve Batı’ya, gölgenin olmadığı asli vatanına geri dönebilecektir.

Galadriel Hanım

Metnin Aslı

‘And now at last it comes. You will give me the Ring freely! In place of the Dark Lord you will set up a Queen. And I shall not be dark, but beautiful and terrible as the Morning and the Night! Fair as the Sea and the Sun and the Snow upon the Mountain! Dreadful as the Storm and the Lightning! Stronger than the foundations of the earth. All shall love me and despair!’ 

She lifted up her hand and from the ring that she wore there issued a great light that illuminated her alone and left all else dark. She stood before Frodo seeming now tall beyond measurement, and beautiful beyond enduring, terrible and worshipful. Then she let her hand fall, and the light faded, and suddenly she laughed again, and lo! she was shrunken: a slender elf-woman, clad in simple white, whose gentle voice was soft and sad.

‘I pass the test,’ she said. ‘I will diminish, and go into the West, and remain Galadriel.’

J.R.R. Tolkien / The Lord of the Rings / Fellowship of the Ring /
The Mirror of Galadriel

Çevirisi

‘Ama şimdi, nihayet önümde işte. Yüzüğü bana kendi rızanızla vereceksiniz! Karanlıklar Efendisi’nin yerine bir Ece oturtacaksınız. Ve ben karanlık da olmayacağım, Gündüz ve Gece gibi çok güzel ve korkunç olacağım! Deniz gibi, Güneş gibi, Dağ’daki Kar gibi zarif! Fırtına ve Şimşek gibi korkunç! Dünyanın temellerinden daha güçlü. Herkes beni sevecek ve önümde çaresiz kalacak!’

Elini kaldırdı; takmakta olduğu yüzükten sadece onu aydınlatıp, geri kalan her şeyi karanlıkta bırakan büyük bir ışık çaktı. Frodo’nun önünde, artık ölçülemeyecek derecede uzun boylu, dayanılmayacak kadar güzel, korkunç ve tapılacak biri gibi duruyordu. Sonra indirdi elini; ışık soldu, tekrar güldü aniden. Ve o ne! küçülmüştü: Sadece beyazlara bürünmüş, kibar sesi yumuşak ve hüzünlü, ince bir elf kadınıydı.

‘Sınavı geçtim,’ dedi. ‘Gücüm zayıflayacak, Batı’ya gideceğim ve Galadriel olarak kalacağım.’

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Yüzük Kardeşliği /
Galadriel’in Aynası / Metis Yayınları Çevirisi

GALADRIEL’İN “TECRÜBESİ”, “ÖNCEDEN BİLDİKLERİ” ve YÜZÜK SINAVI

“Hür Tutsaklık”, mecazi bir tutsaklık manası taşır ve tamlama, oksimoron yapısı ile tutsaklığın aslında birinin aksini tercih edebileceği halde zaaflarına teslim olmasını ifade eder. “Gölgeli Parmaklıklar” hakikatte var olmayan ancak kişinin kendi zaafları/tutkuları ile – asli olarak yok hükmünde olan şeylere – hayat/varlık rengi vermesi sonucu kendisinin var ettiği bir tutsaklığı ifade eder.

Galadriel, Tek Yüzük'ün vaatlerini geri çevirdiği anda, yitirilmiş cenneti Aman'a giden yol önünde açılmıştı.

Galadriel, Tek Yüzük’ün vaatlerini geri çevirdiği anda, yitirilmiş cenneti Aman’a giden yol önünde açılmıştı.

Gölgeli Parmaklıklar’ın kırılması, zayıflıklarından kurtulması ise, tutkularını gerçekleştirmesinden değil bilakis tutkularından vazgeçmesinden geçer. Galadriel örneğinde çok canlı olarak gördüğümüz üzere, Efsane-i Tolkien’de genel olarak örnekleri de çoğaltılabilecek biçimde, kemale erme/mükemmelleşme; artarak, büyüyerek ve güçlenerek değil, “ben” çizgisindeki artışlardan, büyüklüklerden ve güçlerden, tutkular ve şehvetlerle dolu sahanın/gölgenin imkanlarından ve yerine göre bu imkanları iyilik adına kullanma tutkusundan dahi vazgeçerek olur.

Galadriel, “tecrübesi” ve “önceden bildikleri”nin sonucu olarak, kudretin ve maharetin büyüklüğü ile yapılacak iyiliğin büyüklüğü arasında zorunlu ve pozitif bir ilişki olmadığını görmüştür. Silmarilleri yapan, öncesinde ve sonrasında, kendisine maharet/sanat ve kudret olarak denk bir Elf’in çıkmadığı Fëanor, aynı zamanda Elf Tarihi’nin en büyük trajedilerinin de biricik mimarıdır. Elfler’in çağlar boyu sürecek bir nevi Orta-Dünya Sürgünü’ne dönüşen trajedilerinin de sorumlusudur. Melkor’a karşı savaşırken melkorvari zaafların ve gölgelerin, tutku ve “gölgeli parmaklık”ların tutsaklığının bir remzi olan Fëanor, destansı bir mağlubiyeti de kendi kavmine yaşatmıştır. Çok farklı dönemlerin ve ırkların mensupları olmakla beraber Boromir ve Denethor da, Fëanor’un yolunu takip etmiş ve düşmanın silahını ona karşı kullanmak, çoklukla/nicelikle Sauron’a galip gelmek sevdasına düşmüşlerdir. Ancak içlerindeki “çokluk” ve güç aşkı ve kaynağını gölgeden alan, şehvetlerden beslenen “ben” kaynaklı zayıflıklar sonucu, “gölge dünya”nın daha asli bir yapıtaşı olan “Tek Yüzük”e istemeden dahi olsa hizmet etmekten başka yola giremezler. Melkor/Sauron gibi varlıkların zaten azami hisseye sahip oldukları “gölge”de aynı türden gölge güçlerle onlara karşı galip gelinemez; Galadriel, Gandalf, Faramir gibi pek çok misalde görüleceği üzere reddetmek yani “gölgenin” güç oyununu oynamamak zafere giden yoldur.

Gerçek ve galibiyet vaat eden gücün kaynağı, eşyaya hükmeden ve onu değiştiren “Tek Yüzük”te değil, Galadriel’in tercih ettiği gibi kendine/nefsine/“ben”e hükmeden ve onu değiştiren hür iradededir. Tek Yüzük’ün hükmedemedikleri, Tek Yüzük’ün kaderine hükmeder.

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply