Negatif Armoni – Bölüm 1

0

Polarite, Simetri 

Steve Coleman’ın dengenin müziksel olarak nasıl sağlanabileceği hakkında bazı yorumları bulunuyor. Mimari dengenin müzikal olarak mikro seviyeden makro seviyeye ulaşmasının sayısız yolu olduğunu, detaylara dikkat etmenin kendisi için her zaman öneminden bahsederken bunun üzerinden tartışılmak üzere bir diyalog başlatmanın gereksinimini vurguluyor. Ayrıca akla gelen en belirgin denge türlerinin sezgisel ve mantıksal yöntemler kullanarak oluşan ve müziksel olarak uygulanabilen çeşitli simetri formlarının varlığından bahsediyor. Simetrik müzik dengesinin sağlanabileceği daha belirgin yollardan bazılarının ise melodi, ritim, tonalite, biçim, uyum ve enstrümantasyon olduğunu belirtiyor.

Bilindiği üzere polarite prensibinde her şey çifttir; her şeyin kutupları vardır. Matematik dünyasında hepimiz pozitif ve negatif değerlerin sıfırın artı ve eksi değerlerinin zıttı olduğunu biliyoruz. Şimdi bir şeyin sayısal olarak pozitif mi yoksa negatif mi olduğu, sıfırın pozitif ve negatif arasında eksen olmasıyla belirlenir; yani pozitif bir sayı negatif eşdeğerinin bir yansıması olarak kabul edilirDiğer taraftan armoni kulağa hoş gelen akorlar ile harmanlanmış estetik olarak eşzamanlı seslerin (tonların) bir kombinasyonudur. 

Metafizik Müzik

“Negatif Armoni” kavramını, yaklaşık yedi yıldır müziğini ve müzikal çalışmalarını takip eden bir müzisyen arkadaşımın tavsiyesi üzerine, İngiliz müzisyen Jacob Collier’den duymuştum. Tabi ilk başta konunun içeriğinden önce Jacob Collier gibi çok kabiliyetli bir müzisyenin heyecanı ilgimi daha çok çekmişti. 

Bu videoda ve ayrıca benzer videolarında da görüleceği üzere Jacob’ın bahsettiği negatif armoni konusu aslında ilk olarak 1981’de müzisyen Steve Coleman’ın gündeme getirdiği ve tartışmaya açtığı bir kavramdı. Tabi Jacob negatif armoniyi, kendi müzikal kabiliyetlerinin süzgecinden geçirirken esasen bu konuya en çok katkısı, konunun ilgili kitlelerinde popüler olmasını sağlamış olmasıydı. Çünkü Steve’in bu konuya dair farklı birçok yazısıyla, aslında Jacob’ın bahsettiği gibi negatif armoni kavramını ilk keşfeden kişinin besteci Ernst Levy’nin olmadığını nazik bir şekilde belirtiyordu. Tabi başka bir perspektiften, kısmetse yazının ileriki bölümlerinde değineceğim üzere armoni ile mimari konusunda Ernst’in ilişkilendirdiği bazı noktaların var olduğu aşikardı, ama aslında bu konu Steve’in hatırı sayılır kaynakça listesini görünce, konunun mimari ile ilişkisinin ve atonal bir armoni düzeninin bir örneği olmasının ötesinde metafizik sorular sorduran yüzyıllar öncesine dayanan üstü tozlanmış bir kavram olduğunu düşündürüyordu.

Negatif armoni kavramının Tolkien ve Ainur’un müziği ile ilişkili olabilecek ezoterik yönünü irdelemeye çabalarken aklımda son derece metafizik bir soru oluştu. Bu bir keşif yahut net bilgiden oluşmuyordu. Daha ziyade orkestra şefi Leonard Bernstein’ın dediği gibi, paylaşmaya gayret edeceğim kısa yazı serisinin sonunda nihai soruyu cevaplayacağımızı varsaymak iddialı olacaktır. Ancak bazı eğitimli tahminler yapmak için daha iyi bir konumda olacağımızı varsaymak mantıklıdır. Umarım sabrınız buna değecektir.

Ibn Arabî, insanın çamurdan yaratılmış bedeninin, onun maddi ve fani yönünü temsil ederken, bu cesede üflenmiş ilahi ruh’un onun rûhanî yönünü temsil ettiğini söylemektedir. Bir başka ifadeyle, insan tabiatı bir yönüyle somut diğer bir yönüyle de soyuttur. İnsan rûhanî ve cismani alemler arasında köprü görevi üstlenmeye ehil kılan da bu çift tabiatlılığıdır.

Acaba insanın çift tabiatlılığı, konuya müzikal perspektiften bakınca, ayna olan bir evrende, beden buranın müziğine, armonisine, Ruh da diğer evrenin müziğine, armonisine ayarlı olabilir mi? Samwise Gamgee’nin dediği gibi burası sadece gölge ise, ruhumuz bir müzik, armoni (hatta bir koku) ile hapis olduğu bedenden ayrılıp varsa ayna evrene yolculuk yapabilir mi? 

Dünya’daki tüm sorunlar, yok edici ve yıkıcı sonuçlar aynı şey yüzünden baş gösterir; hepsi ahenk yoksunluğundan kaynaklanır. Bu da göstermektedir ki bugün dünyanın ahenk gereksinimi her zamankinden daha çoktur. İşte müzisyen bunu anlayabilir ise, müziğin alıcısı tüm dünya olacaktır. 

İnayet Han / Müziğin, Sesin ve Sözün Gizemciliği / s.29

Kainattaki her şeyde bir ahenk var. Zira kainatın kendisi bir müzik. İlk olarak bunu Pitagoras seslendiriyor: “Ben feleklerin(gezegenlerin) dönerken nağmeler çıkardıklarını işitiyorum.” Daha önceki yazılarımızda değindiğimiz üzere her varlık kendi boyutunda bir frekans üretiyor. Nesnelerin boyutlarına göre bu frekanslar tiz ya da pes oluyorlar.

Gözle bakıldığında hareketsiz gibi görünen nesneler aslında hareketsizlikleri sonucu değil, yüksek hızda hareketleri sonucunda görülebilir hale gelmektedir. Bu sebeple ses-frekans görüntüden öncedir denilebilir. 

Evren Bayramlı / Müziğin Kadim Yolculuğu / s.14

Bu konuda İnayet Han kulaklarımızın işittiğine ses demeye alışık olduğumuzu, ancak bir de zihnimizin, kalbimizin, ruhumuzun sesinin varlığından bahsetmektedir. Hazırlık evresinde her şey işitilebilirdir; bu bittiğinde ise görülebilir olur. Başka bir deyişle “ses dünyası”ndan, “biçimler dünyası”na gelmişlerdir. Evet her şeyden önce müzik vardı. Bunu birçok kaynaktaki satır aralarında okuyoruz. Ama ilginç olan kıyamet günü dünyanın sonu gelmeden önce “Sur”a üflenince dünya onu yaratan kaynağına tekrar bir ses, müzik ile geri çekilecektir.

[ME]’nin (Musica Enchiriadis) 19. ve son bölümünde ‘Orfeus miti’ne yer verilmesi ise her bakımdan dikkat çekicidir. Hançerlioğlu’nun belirttiği gibi Orfik geleneklerle Pisagorcu gelenekler arasında inanç, sembolizm ve çeşitli pratikler bakımından çok yakın bağlantı ve ilişkiler mevcuttur. Pisagorculuk temelde müziğin de dahil olduğu tüm gerçekliğin sayılar ve aralarındaki ilişkilerde var olduğuna dönük Hermetik ve Ezoterik bir inancı temsil eder. Neoplatonik gelenekte müziğin matematiksel ifadesinden ziyade sembolik niteliklerinin önem kazandığı görülür. Bu anlayışta evrende birbirine zıt gelen unsurlar arasında bir birlik olduğu inancı yaygındır.

Karşıtlıklar mutlaka birbiriyle anlaşır; soğuk-sıcak, yaş-kuru, iyi-kötü, gündüz-gece birbirleriyle uzlaşma içindedir ve aralarında hep bir uyum vardır. Bilgelik kültürü ve zincirinin kaynağında Hermes/İdris ismi yer alır. Nitekim Bedr-i Dilşad, Muradnâme adlı ansiklopedik eserinin musiki ile ilgili bölümünde: ‘Bil evvelki bu ilm-i İdris’dür.’ diyerek müziğinde bir Hermetik bilim olduğunu ifade etmiştir.

Okan Murat Öztürk / Doğu – Batı Düşünce Dergisi / Sayı 62 / s.132

Michael Brister’ın dediği gibi “Bir nesneyi elinize aldığınızı hayal edin. Ben telefonu düşünüyorum ve onu aynaya dik olarak yerleştireceğim. Sonrasında telefonu açın ve resme bakın. Muhtemelen zamanı, bakmayı sevdiğiniz bir resmi, yahut bir metin mesajı ya da bir uygulama bildirimi göreceksiniz. Şimdi aynaya bakın görüntü nasıl değişiyor. Evet metni okumak zor olabilir ama bütün görüntü yeni bir perspektif alıyor.” 

Devam edecek…

TARKAN DEMİR


Okuduğunuz makale, “Kayıp Silmariller” yazı dizisinin 4. bölümü olarak okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur.

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply