Maddi İktidar ve Ruhani Otorite Bir Araya Gelince

0

Okuyacağınız makale, “Minas Tirith ve İstanbul” yazı dizisinin 3. bölümü olarak okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur.


Büyük bilge René Guénon’un, eserlerinde üzerinde durduğu ve bir kitabının da ismi olmuş meşhur bir kavramsallaştırması vardır: “Maddi İktidar ve Ruhani Otorite”… İki kavramın bir araya gelerek, daha büyük bir hakikate aynalık yaptığı, sehl-i mümteni bir tespittir bu… Her ikisi de farklı birer kanat gibidir. Bir araya geldiklerinde ortaya çıkan kimya, bir bereket kaynağı olur. Sanki bir “Ekoton Etkisi” oluşur orada:

Belirli bir bölgede yaşamını sürdüren tüm canlıları ve bu canlıların ilişkili olduğu tüm cansız varlıkları (hava, su, toprak gibi) içeren sisteme ekosistem denir. Doğada birçok farklı ekosistemler bulunmaktadır. Ekosistemlerin kesiştiği bölgelere ekoton adı verilip, bu bölgeler farklı ekosistemlerdeki canlıları da içerdiğinden daha fazla tür çeşitliliğine sahip yerlerdir. Bu nedenle ekotonlar biyoçeşitlilik açısından çok daha zengindir.

Kaynak

İki Kanatlı Bir Taç

Kültür dediğimiz hadisenin, bu kimyanın ortaya çıktığı coğrafyalardaki inkişafı göz kamaştırıcı olur. Dışarının da zenginliği (maddi, manevi), oluşan bu yeni çekim merkezine aktıkça, merkez çevresini gittikçe genişletir ve vakti geldiğinde bir medeniyete hamile kalır. Zaten aş ermektedir. Dışarıdan daha çok beslenmek zorundadır. Entelektüeller, girişimcilik ruhu taşıyan kabına sığmaz insanlar, farklı kabiliyetler onu durmadan besler… Ve hikayesi kendisi için tayin edilmiş mühlete dek devam eder. Ama tüm bu serencame, farklı iki hakikati temsil eden o iki arketipsel kavramın bir araya gelmesi ile başlar. “Maddi İktidar ve Ruhani Otorite” bazen tek bir insan tarafında temsil edilir ki bu insana “zülcenâheyn”; yani “çift kanat sahibi” denir; ya da bu iki arketip kavram ileride bir araya gelmek üzere iki farklı insan üzerinde tezahür eder. İkinci şık için Aragorn ve Gandalf’ı misal verebiliriz. Aragorn kendisinde ruhanî vasıfların da olması ile beraber (ellerinin şifa dağıtması ve elf irfanından nasibdar olması gibi), aslen “Maddi İktidar”ı; Gandalf ise savaşçılığı, üstün organizasyon ve komutanlık becerilerine rağmen, asıl olarak “Manevi Otorite”yi sembolize eder. İşte tam da “İki Denizin Birleştiği Yer” (mecmau’l-bahreyn)de; yani Kız Kulesi’nin şimdi bulunduğu Minas Tirith’in avlusunda, çok manidar bir tören gerçekleşir. Bir kralın taç giyme töreni. Taç, kitapta şöyle tasvir edilir:

Taç, daha azametli olması bir yana, Hisar’ın muhafızlarının miğferlerinin şeklindeydi, tamamen beyazdı ve her iki yanındaki kanatları inci ve gümüşle deniz kuşları kanatlarına benzetilerek yapılmıştı, çünkü bu Deniz’i aşarak gelen kralların bir alametiydi; tacın içinde yedi adamantin taşı oturtulmuştu ve tam tepesinde, ışığı yukarıya bir alev gibi çıkan tek bir taş vardı.

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü / s.274

“İki Denizin Birleştiği Yer” olan “Yedi Tepeli Şehir”in kralının tacının “İki Deniz Kuşu Kanatlı” ve “Yedi Adamantin Taşı” ile süslü olması ne kadar da manidar…

İki kanattan oluşan bu taç, Gondor’u yönetecek iktidarın başına, ancak ondan daha üstün ve saygın bir otorite tarafından yerleştirebilir. Taç, “Maddi İktidar ve Ruhani Otorite”yi de sembolize etmektedir. Gandalf, tacı Aragorn’a giydirmesiyle beraber, sanki ona kendi Ruhani Otorite’sini de tevdi etmiş ve görevini yerine getirmiş birinin gönül rahatlığı içinde o toprakları terkedeceğinin de imasında bulunmuş gibidir.

Gandalf Aragorn’a bunu şöyle ifade edecektir:

Üçüncü Çağ benim çağım idi. Ben Sauron’un düşmanıydım; artık işim kalmadı. Yakında gideceğim. Yük senin ve akrabalarının omuzlarına yüklenmeli.

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü / s.278

Kral ya da Orkestra Şefi

Biz yine taç giyme törenine dönelim:

Aragorn: ‘Birçok kişinin uğraşları ve yiğitlikleri sayesinde mirasıma kavuştum. Bunun bir göstergesi olarak tacı Yüzük Taşıyıcısı’nın bana getirmesini, eğer kabul ederse Mithrandir’in (Gandalf) başıma koymasını isterim; çünkü bütün bu olanların başlatıcısı odur ve bu onun zaferidir.’

Bunun üzerine Frodo ileri çıkarak tacı Faramir’den alıp Gandalf’a taşıdı; ve Aragorn diz çöktü, Gandalf da Ak Tacı onun başına yerleştirerek şöyle dedi:

‘Artık Kral’ın günleri geldi, Valar’ın hâkimiyeti devam ederken o günler kutlu olsun!’

Fakat Aragorn ayağa kalkarken onu gören herkes sessizlik içinde seyretti, çünkü onlara öyle gelmişti ki Aragorn’u ilk kez gerçekten görüyorlardı. Eski zamanların deniz kralları gibi upuzun durdu yakınındakilerin yanında; yaşça büyük gibi göründü ama yine de erkekliğinin verimli çağındaydı; alnında bir bilgelik vardı, ellerinde güç ve şifa ve etrafında ışık. Ve o zaman Faramir bağırdı:

‘İşte Kral!’

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü / s. 274-275

Gandalf’ın tacı, Aragorn’un başına yerleştirir yerleştirmez sarf ettiği “Artık Kral’ın günleri geldi, Valar’ın hâkimiyeti devam ederken o günler kutlu olsun!” cümlesi bir misyonun yerine getirildiğini; ahengi bozan Melkor ve ekibi kaynaklı kakafoninin defedildiğini; Müziğin (Ainulindalë) toparlanarak Arda’da yine tınladığını; yani Ainulindalë’yi ahenk ile icra eden “Valar”ın hâkimiyetinin devam ettiğini ifade ediyordu. Yani “İstanbul”, bize göre kadim bir geçmişte, misyonunu yeniden ifa etmiştir.

Bir başka dikkat çekici ayrıntı da Manevi Otorite’nin bir nevi kendi emanetini Maddi İktidar’a tevdi ettiği; yani Aragorn’un çift kanat/çift boynuz sahibi olduğu bir esnada, Aragorn’da daha önce farkına varmadıkları bazı özelliklerin belirmesi:

Onu ilk kez gerçekten görüyorlardı; alnında bir bilgelik, ellerinde güç ve şifa ve etrafında ışık ile…

Ritmini Bulan Kalp

Evet, Aragorn artık bir kraldır. Sorumluluğu ağırdır. Orta Dünya’yı terkedecek olan Gandalf ile artık son günlerini geçirmektedir. Onun için nasihatları altın kıymetindedir bu büyük Arif’in:

Gandalf şöyle dedi: ‘Burası senin ülken ve gelecekteki daha büyük ülkenin kalbi. Dünyanın Üçüncü Çağı sona erdi, yeni bir çağ başladı; çağın başlangıcını bir nizama sokup saklanabilen şeyleri saklamak senin görevin.’

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü / s. 278

Burada da yine bazı inceliklere dikkat çekmek istiyorum:

1) “Gelecekteki daha büyük ülkenin kalbi”.

2) “Yeni bir çağ başladı; çağın başlangıcını bir nizama sokup saklanabilen şeyleri saklamak senin görevin.”

İlk maddedeki ülke ve kalp ilişkisini geçen makalemizde ele almaya çalışmıştık:

Bu cankeşlik, kuruma ve ölgünleşme ilk defa olan bir şey değil. Fatih Sultan Mehmet öncesi Konstaniyye’sinin canlı ve sağlıklı bir şehir olduğunu söylemek oldukça hatalı bir yorum olur. O güzel kumandan ve onun güzel askeri (dua ve kılıç orduları beraber) ile oraya tekrar hayat gelmiştir. Kalbin tıkalı damarları açılmış; yani fethedilmiştir. ‘İstanbul memleketlerin kalbi ve beldelerin kuvvetidir.’

İstanbul kalbin makamıdır ki âzâlara ve hislere kuvvet kalpten sarî olduğu gibi…

İsmail Hakkı Bursevî

Evet, “İstanbul memleketlerin kalbidir… İstanbul kalbin makamıdır.”

İkinci madde ile alakalı yine geçen makaleden bir alıntı:

Aragorn’un Minas Tirith ve Gondor; ve hatta Orta Dünya için yaptığını, Fatih de İstanbul, Osmanlı ve hatta o günkü Dünya için yapmış olabilir mi? Bu ‘fetih’ ile beraber Dünya’da Yeni bir çağın başladığını ve ‘Yeniden Doğuş’ manasına gelen Rönesans ile Avrupa’daki (dolayısı ile Batı) hareketliliğin ivme kazandığını söylemiyor mu -bazı- tarihçiler?

Minas Tirith ve İstanbul – Bölüm 1

İstanbul’un sağlığına kavuşmasıyla “yeni bir çağın” başlaması ile alakalı. Oldukça enteresan…

3) “Çağın başlangıcını bir nizama sokup”. Bu ifade bize geçen makalede ele alınan, dağılmış düzenin/müziğin tekrar toparlanması meselesini akla getiriyor:

“…dağılmışların ve parçalanmışların tekrar bir araya gelip, kendisinde tesbih taneleri misali dizileceği bir şeye; hepsinin cihetül vahdeti olan “bir şeye” ihtiyaç olacaktır. İşte o şeye, o ruha, o birleştirici fikre…”

Şehirlerin Kraliçesi

Gandalf ile Aragorn arasındaki bu muhavere biraz sonra bir başka benzerliğe daha imada bulunacaktır:

…ben de yaşlanacağım. O zaman Gondor’u kim yönetecek, kraliçelerine bakar gibi bu Şehir’e kim bakacak eğer benim arzum yerine getirilmeyecekse?

J.R.R. Tolkien / Yüzüklerin Efendisi / Kralın Dönüşü / s. 278

“Kraliçelerine bakar gibi bu Şehir’e kim bakacak” derken Aragorn, aklımıza hemen İstanbul’un meşhur bir ünvanı damlamıyor mu?

‘Şehirlerin Kraliçesi’
.

(Devam edecek)

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply