Lembas Kırıntısı – Bölüm 2 / Elfler

3

1) Bizim metodumuzda farklılık arzeden bir durum var.

Tasavvuf ile iştigal edenlerin yabancı olmadığı bir bilgi türü ve metodu var: Keşfî bilgi. Akraba ıstılahlar olarak “mükaşefe” ve “müşahede”den de bahsedebiliriz. Batı’da bu terimleri tam olarak karşılayamasa da, benzerleri olarak “sezgi”“metafizik tecrübe”“vizyon” gibi tabirlerden ve bunlarla alakalı bazı önemli figürler olarak da William James’den, Carl Gustav Jung’dan, Henri Bergson’dan.. ve elbette -gerek bilim adamı ve gerekse mistik- daha birçoklarından bahsedilebilir. Biz sahih keşfî bilgiyi önemsiyor ve bu konuda, bu bilgi metoduna sahip Arif kişilerin bilgi hazinesinden istifade ve istifaze etmeye çalışıyoruz. Daha önce de belirtmiştik: Bizi bu konuda araştırmaya sevk eden ve sitenin de ismini koyma lütfunda bulunan kişiler bu keşif ve velayet sahibi Arif zatlardır.

Dolayısı ile hiçbir yerde kolay kolay bulunamayacak ve birçok insanın da inanmakta zorluk çekeceği, bir kısmının gülüp geçeceği, belki bir kısmının pejoratif bir ilgi ile okuyup geçeceği bilgi, tahlil ve tespitleri bu sitede bulacaksınız. Bazılarımız için şok edici bilgi ve belgeler de olacak. Tekrar ediyorum; bilgi kaynaklarımızdan biri “keşfî bilgi” ve bu nadir bilgi türüne sahip Arif zatlardır. Yani her dönemde aramızda bulunmakla bizim; yani insanlığın sigortaları olan Allah dostları. Hakikat ve marifet sultanları.

 Ahmed ibni Mübarek’in, irticalen ifade etmiş olduğu sözlerini bizzat kağıda aktarmış olduğu ümmi veli Abdülaziz ed Debbağ Hazretlerini ve onun “Kitabül İbriz” isimli eserini misal olarak verebiliriz. İslam tarihi bu “irfan ekolü”nün meyveleri açısından oldukça zengindir. Binlerce kitap sayılabilir bu mânâda. İmam-ı Kuşeyrî bilgi ile alakalı 3 ekol ve meşrepten bahseder. Bunlar “beyan”“burhan” ve “irfan”dır.

Bu topraklar irfanî bilgiye hiç yabancı değildir anlayacağınız. Hatta irfan ekolü açısından daha velud (doğurgan) bir başka toprak parçası gösterilemez desek sezadır. Yeni olan, bu metodu, modern ve batılı bir edebi esere; geleneğin hakim olduğu dönemlerde esamesi bile okunmayan bir edebi tür olarak “Fantastik edebiyat”ın en önemli eseri ve yazarı hakkında istimal etmektir. (Masalları, mit ve destanları modern fantastik edebiyat kategorisinde olduğunu düşünmüyorum.)

Alıntı: Lembas Kırıntısı – Bölüm 1

2) Evet, daha “Lembas Kırıntısı”nın ilk bölümünde bu ifadeleri kullanmıştık. Aradan iki yıldan fazla bir süre geçmiş. Tekrar hatırlatmakta fayda var bakış tarzımızı… Kimi okuyucumuz “uyduruk şeyler” deyip geçebilir, kimiyse bu tarza mesafeli olmadığından dolayı kendi için kıymetli bilgiler bulabilir. Biz bu yazdıklarımıza inanıyoruz. Fakat aralarında kendimce bir değerlilik ayırımı yapıyorum. Bunların bir kısmı öğrenilmiş bilgi, bir kısmı aklî çıkarım ve tefekkür mahsülü, bir kısmı ise kendimizin dahi tam olarak doğru olup olmadıklarına yakîn ölçüsünde bir kanaat getiremediğimiz spekülasyonlardan oluşuyor. “Flame Imperishable” (Söndürülemeyen Alev) ya da diğer ismiyle “The Secret Fire” (Gizli Ateş) hakkında bir kanaatim var. Bu kanaatimin doğru da olduğuna inanıyorum. Ama benim için yakîn mesabesinde bir kanaat değil henüz. Benim, yukarıdaki birinci maddede değindiğim tarzda bir Arife/Bilge’ye tasdik ettirme gibi bir metodum var. Çünkü kanaatim yanlış ise, ilgili konuda (Flame Imperishable) haddimi aşmak sitemem. Edeb sınırlarını aşmak olabilir. “Flame Imperishable” konusuna belki “Lembas Kırıntıs – 3”de değinebilirim.

3) Önemli ilk kırıntımı paylaşmak istiyorum. Bu satırların yazarına göre “Elfler” kurgu değil, gerçek varlıklardır. Buna zaten bir çok insan inanmakta. Tarihte ve folklorde izlerini aramakta. İskandinav, Cermen, Kelt ve hatta Türk mitolojilerinde de izlerine rastlanmakta… Tabii, yıllar önce ben bu şekilde yaşamış olabileceklerini düşünüyordum. Hatta bilgim son derece kısıtlı iken, “acaba elfler, melek cinsi varlıklar ve Tolkien de bunları mı dile getirmek istedi?” diye de aklıma geliyordu. Yıllar sonra tüm bu sorularımızı kendisine tevcih ederek istifade ve istifaze ettiğimiz, 90 yaşlarına yakın (belki de aşkın) lütufkâr bir arif zata, elflerin gerçek olup olmadığını da sorduğumuzda (ki bu elfler hakkında soru sorma ve cevap alma işleri yıllarımızı alabildi ve elan alıyor çok şükür.) bizi çok sevindirici o malum cevabı aldık:

Evet “Elfler” kurgu değil gerçektiler.
.

4) Ahmedî gönüllü o bilge, elflerin gerçek isminin “Elifan” olduğunu da ifade etmişlerdi.

5) Elflere “Elifler” de deniyordu. Çünkü isimlerinin kaynağı, hepimizin bildiği arapça “Elif” harfiydi. Bu harf ibranicede “Alef”, yunancada ise “Alfa”dır.

Bundan sonraki birkaç maddemizde, Oktan Keleş’in “Kulbak Bilge” isimli kitabından alıntılar paylaşmak istiyorum:

6) Yaratılışları, mesela NUR-ATEŞ arası;

asılları, özleri Su olan Elifanlar.

Elifan olmak için özleri SU olup; yani SU’dan yaratılmış olup, ATEŞTEN geçip NUR’a ulaşmak… Bu kemalat mertebesine gelenlere ELİFAN denir. Bu uğraş da onların simya faaliyetlerdir. Yani özlerini kemalatlarına ulaştırma terbiyesi. Bu faaliyette yarıya gelenlerine Perihanlar, ilk halinde kalanlarına Pericanlar denir.

Kulbak Bilge / s.5

7) Varlık tarihi boyunca Yaradan, meleklerden de peygamberler seçmiş; görevler vermiştir:

‘Allah, meleklerden de peygamberler/elçiler seçer.’

Hac / 75

Yüzyıllar içinde insanlar meleklerin güçlerinden etkilenip, ilah zannedip taptılar. Cinlere, şeytanlara da taptılar:

‘Melekler dedi ki: Birçok insan cinlere tapıyorlardı.’

Sebe / 41

‘Allah, melekleri topladıktan sonra soracak: Bunlar mı size tapıyorlardı?’

Sebe / 40

Melek taklidi yapan cinler vardı. Bunların foyasını elifanlar çıkarıyordu meydana. Uzun yıllar savaştılar insanlar için.

‘İnsanlardan bir kısım, cinlerden bir kısmına sığınırlardı ve azarlardı.’

Cin / 6

8) …ateşin kölesi idi ‘cinnet’. (Şeytan ve cin birleşimi, şeytanlardan bir taife olan bir varlık. En şerli varlıklardan biri.)

‘…minel ‘cinneti’ ven nâs.’

Nâs / 6

Cinnet, ateş yakılan her ortamda zuhur etmek ister. İnsanların hislerini sıkmak ister. Bunalım şerlisidir.

Korunma yolu: Enbiya / 30: ‘…minel mâi…’ : Su’dan.

Cinnetin baş düşmanıdır elifanlar… Pericanlar ittifak yapabilir. Su’dan olmasına rağmen kaynayabilir (ateşle iş birliği).

Vakıa / 92: ‘…Kaynar sudan bir ziyafet…’

Kulbak Bilge / s.15

‘Thranduil’ İllüstrasyonu © Saramondo
Paylaşın.

Yazar Hakkında

3 yorum

  1. Tarık bey, size bu konuda bilgi veren Latif zatın söylediklerine ben de inanıyorum. İnsan suretindeki bu varlıklar ölümsüzlerdi. Hal böyle olunca günümüzde de yaşıyor olmaları gerekir diye düşünüyorum. Ancak, lütfu büyük zat , “gerçektiler” diye bir ifade kullanıyor. Yani soyları tükenmiş anlamı çıkabiliyor bu ifadeden. Ya da varlar, farklı boyuttaki alemlerinde yaşam sürüyorlar! Tıpkı yazınızda atıfta bulunduğunuz Oktan Keleş’in tasvir ettiği Ötüken diyarı gibi.

  2. Tarık Kaya on

    İlhan bey, o konuda da ilerleyen zamanda bir şeyler paylaşmaya çalışacağım inşallah. Yani, elflerin şu anki durumu hakkında… İlginiz için teşekkür ederim. Sizin de bu birikiminizle makale yazıp bizlerle paylaşmanız ne güzel olurdu…
    Muhabbetle…

  3. Öncelikle bütün site yazarlarının ve okuyucularının Ramazan aylarını tebrik ederim.
    Tarık bey, nezaketiniz için teşekkür ederim. Siteniz ve yazılarınız sayesinde ufkum genişliyor. Her ne kadar 30 yıllık bir gecikmeyle yayın hayatına başlasa da Sutu Boğda, benim gibi taliplilere güzel bilgiler sunuyor.
    Önceki çalıştığım işyerinde bir arkadaşım vardı. Yaklaşık 4 sene önceleriydi, bazı geceler 22.00’de oturup 24.00’e kadar Yüzüklerin Efendisinden bahsederdik. Arkadaşım Yüzüklerin Efendisi hayranıydı. Geçen gün ziyaret ettim kendisini, büyük bir heyecanla Sutu Boğda sitesinden bahsettim. Aynı şekilde ondan da karşılık beklerken, artık ilgilenemediğini ve işlerinden ötürü hiç birşeye zaman ayıramadığını söyledi. Ben bu siteyi keşfettiğimde ve her makaleyi okuduğumda o arkadaşım aklıma geliyordu. Yazar olarak da bu sitede bulunabilir diye düşünüyordum. Ama nasip…
    Ben okumaya ve siteyi ilgililere tavsiye etmeye devam edeceğim.

Leave A Reply