Flame Imperishable ve Sutu Boğda İlişkisine Dair

1

‘Flame Imperishable’ (Söndürülemeyen Alev) ya da diğer ismiyle ‘The Secret Fire’ (Gizli Ateş) hakkında bir kanaatim var. Bu kanaatimin doğru da olduğuna inanıyorum. Ama benim için yakîn mesabesinde bir kanaat değil henüz. Benim, yukarıdaki birinci maddede değindiğim tarzda bir Arife/Bilge’ye tasdik ettirme gibi bir metodum var. Çünkü kanaatim yanlış ise, ilgili konuda (Flame Imperishable) haddimi aşmak sitemem. Edeb sınırlarını aşmak olabilir. ‘Flame Imperishable’ konusuna belki ‘Lembas Kırıntıs – 3’de değinebilirim.

Madem öyle demişiz, hafiften mevzuya bir giriş yapalım. Lembas Kırıntısı’ndan bir bölüm olması yerine, müstakil bir yazı olmasını daha uygun gördük. Ayrıca bu yazı ile alakalı olarak, edeb sınırlarını zorlama gibi bir endişemin olduğunu da belirtmek isterim. Nihayetinde “Recmen bil gayb” da denebilecek spekülasyonlarda bulunuyoruz. Ama Kur’an’da tefekküre verilen ehemmiyet ve Efendimiz’in (sav), Allah’ın zatı dışında her şeyi tefekkür edebileceğimiz ile alakalı ifadeleri bize bu cesareti veriyor. İnşallah samimiyimdir. Bu yazdıklarım için söyleyebileceğim son söz hep “En doğrusunu Allah bilir.” olacaktır.

Lügat Manası İle Sutu Boğda’yı Aramak

‘Vira Bismillah…’ dedik ve yola çıktık. Bu seyahata ‘Sutu Boğda Yolculuğu’ dedik. Arayışımız, ilk makalemizde ifade edildiği gibi, J.R.R. Tolkien’in izlerini takip ederek, hayatını adadığı ve peşinde olduğu o büyük muammayı keşfetmek… Böylece, kendisi de müşkülküşâ (anlaşılması ve açılması zor) bir gizem olan J.R.R. Tolkien’in aslında kim olduğunu/misyonunu bulmak… Zira Hz. Mevlâna’nın dediği gibi, ‘Neyi arıyorsan, O’sun sen…’ Tolkien’in kim olduğunu/misyonunu bulmak da onun peşinde olduğu/aradığı şeyi bulmaktan geçiyor.

Sutu Boğda Yolculuğuna Dair Küçük Bir Giriş

Sutu Boğda isminin de ne mânâya geldiğini -tam olarak- bilmiyoruz. Bu sitedeki yazılarımız aynı zamanda bu ismin tam mânâsının anlaşılması macerası da olacak. Bir internet sitesi açmaya niyetlendiğimizde bu sitenin ismini Hızır misal ve ilhama mazhar kutlu bir zat vermişti.

Sutu Boğda Peşinde Bir Ömür

Sutu Boğda ismini internetten aradığımız zaman, sözlükler şu manayı veriyorlar:

Sutu Boğda: Mübarek, Tanrısal, Tanrıdan gelen (Eski dönem Tanrı sıfatlarından)

Bundan başka da bir şey bulmak güç. “Mübarek, Tanrısal, Tanrıdan gelen” ifadelerinin “Sutu” ve “Boğda” kelimeleri ile nasıl bir alakası var? Benim için şu an meçhul. Bulan ve bilen okuyucularımızın paylaşması bizi çok memnun edecektir. Ayrıca İngilizce bir kitapta Cengiz Han için bir unvan/saygı ifadesi olarak kullanılmış. Anlaşılıyor ki, o coğrafyaya ait bir kelime. Altay dillerine vakıf, Moğolca bilen kişiler bize bu konuda yardımcı olabilirler.

Ayrıca “Bogda Tepesi” de Tanrı Dağları ile alakalı… Fakat ne olursa olsun, anlaşılıyor ki, mana büyüklerinin Tolkien’in sırrının peşine düşme adına kurduğumuz bu siteye verdikleri isim, o coğrafyada (Kadim Türklerin neşet ettikleri coğrafya) bilinen bir isim. Tolkien’in Kuzey ve Batı dünyası nere, Doğu’nun dünyası nere… Tolkien, kuzey ruhunu da bir aşık gibi sever. İngiltere’nin kadim tarihinin bir şekilde, bu Doğu ve Kadim Türk dünyası ile kesişmesi mümkün elbet. Mümkünden de ileri deliller var, ama her şey sırayla…

Bogda Tepesi

Bogda Tepesi

Enya’nın Sesi Kesildi mi Gerçekten?

Kesişme derken, Tolkien’in de hakkında bir önemli bir çalışması olduğu “Kral Arthur Efsanesi” (Bu çalışma “The Fall of Arthur” ismi ile 22 Mayıs 2013 tarihinde neşredildi.) ile alakalı sorularımıza karşılık lütufkar arif bir zat bizleri Afganistan/Belh bölgesi ve “Toharlar”a, “Akhunlar”a yönlendirmiş; Türkler ile irtibatına dair daha başka bilgiler de vermişti. Ben de Tolkien gibi kuzey ruhunu, koyu yeşil uzun çayırları ve ıssız gizemli ormanları çok severim. Oraların havasını çok sihirli bulurum. Afganistan’ın bulunduğu toprakları ise çorak ve yeşilliği az olarak bildiğim ve kuzeyin ruhumu saran sihirli havasını orada bulamadığım için (bunda maalesef çocukluğumuzda aldığımız eğitimin, okuduğumuz masalların ve seyrettiğimiz filmlerin tesiri olduğunu da itiraf etmeliyim.), Arthur ve Belh ilişkisi bana oldukça garip gelmişti. Açıkcası hayal kırıklığına uğramıştım. Espri ile söyleyeyim; sanki arka fonda şarkı söyleyen Enya bir anda susmuştu. Ama ne gerçekler hayal ettiğimiz gibidir ne de hayal ettiklerimiz hakikatlerden daha güzeldir. Arthur Efsanesi’nin de hakikati elbette tahminimden/hayalimden de ileridir.

Bu arada İlhan Akıncı’nın Kral Arthur ile ilgili iki makalesini de şiddetle tavsiye ederim.

Kral Arthur Kimdir

Elmalar ve Arthur

Arthur meselesi bu sitenin; yani “Sutu Boğda Yolculuğu”nun peşinde olduğu hazine sandıklarından biri…

Kayıttan Silinen Çağlar Bilgileri

Konumuza geri dönelim. Sutu Boğda tabirinin lugat manasını bilmiyoruz. Ama birkaç yazımızda da değindiğimiz gibi, lugat ötesi birkaç manası hakkında bilgimiz var. Bir hatırlayalım:

Sutu Boğda’nın isminin ne manaya geldiğini -tam olarak- bilmiyoruz dedim; zira Oktan Keleş’in kıymetli açıklamaları bu meselenin üzerindeki sır perdesini kısmen araladı.

Oktan Keleş, Kulbak Bilge isimli çığır açıcı eserinde, bu sır perdesini bir parça araladı. Bu konulara gücümüz yettiğince daha detaylıca değineceğimiz için Kulbak Bilge isimli eserden sadece şu satırı alıntılıyorum:

Latif Baba gözlüklerini takarak işareti inceledi ve sordu:

.Nedir Sutu Boğda?

İlhami Abi cevap verdi:

.Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri… Hiç yaşamamışlar gibi (Hud / 68). Şöyle düşün: Bir film çekiliyor, oynuyor, seyredenler seyrediyor ve filmin bütün kayıtları siliniyor. Çağlar geçiyor, unutuluyor. Sadece filmde oynayanlar kalıyor, yaşıyor…

Bu kadar alıntı yapıyor ve devam ve detayını gelecek yazılarımıza havale ediyorum.

Evet, Sutu Boğda için “Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri” deniyor. “Hiç yaşamamışlar gibi”. Bu ifadeler Peter Jackson’ın üçlemesinin giriş sahnesini hatırlattı bana. Galadriel ismindeki Elf hanımefendisi fonda şunları söylüyordu:

I amar prestar aen…
      The world is changed.
            Dünya değişti.

Han mathon ne nen…
      I feel it in the water.
            Bunu suda hissediyorum.

Han mathon ne chae…
      I feel it in the Earth.
            Bunu toprakta hissediyorum.

A han noston ned gwilith…
      I smell it in the air…
            Kokusunu havada alıyorum…

Much that once was, is lost. For none now live who remember it.
     Bir zamanlar var olanların çoğu şimdi kayıp. Çünkü olanları hatırlayanlardan hiçbiri şimdi yaşamıyor.

Sutu Boğda Peşinde Bir Ömür

Galadriel Hanım sanki Sutu Boğda’dan bahsetmiş.

Konumuzla alakalı olarak yeni bir alıntı ekleyelim:

İlhami Abi’nin bir cümlesi eksik kalmıştı:

.Nedir Sutu Boğda?

İlhami Abi cevap verdi:

.Yaşanan ama kayıttan silinen çağlar bilgileri… Hiç yaşamamışlar gibi (Hud / 68). Şöyle düşün: Bir film çekiliyor, oynuyor, seyredenler seyrediyor ve filmin bütün kayıtları siliniyor. Çağlar geçiyor, unutuluyor. Sadece filmde oynayanlar kalıyor, yaşıyor…

‘Ben de ordaydım.’

İlhami Abi denilen zat, Sutu Boğda bilgilerinin sigortalarından, o bilgilere vakıf olan kişilerden biri. Zira zaman kayıtlarından bile çıkarılmış, sadece orada olanların hafızasında mahfuz.

İlhami Abi devam ediyor:

.Kadim bilgiler, insanlık tarihi diye bildiğimiz yeryüzü (dünya) tarihidir. Oysa tarih sadece yeryüzünden vuku bulmadı.

Latif Baba sordu:

.Filmde oynayan herkes yaşıyorsa, nasıl kayıttan silindiler?

İlhami Abi cevap verdi:

.Yoo! Herkes yaşamıyor. Yaşayanlar ayrı, film kayıdı ayrı. Silinen, film; aktörler, figüranlar değil… Zaten bu bilgi de yaşayanların hafızasında, anılarında can buldu. Bilgisi, doğru yanlış saklandı. Yani filmin senaryosu, tüm içeriği… Önemli olan hangi aktörler ve figüranların yazdığı bilgiler. Zira her aktör, figüran hayırlılardan değildi…

Kulbak Bilge / s.145

Çok enteresan bilgiler bunlar. Akla da çok farklı ihtimaller geliyor. Ama konumuzdan sapmayalım ve bu makalede hedeflediğim mevzuya gelelim. Bir sonraki sayfadan devam ediyoruz:

 Nur-u Muhammedî (sav) ve Sutu Boğda

İlhami Abi devam etti:

.Tarih dediğimiz ‘kün’ emri ile başladı. Yaradan zamandan, mekandan münezzehtir. Yaradan gök ve yer yokken de vardı. Yerin göğün bir başlangıcı vardır. Oysa Yaradan “el-evvel”dir. Göğü yeri; herşeyi yaratmadan önce O vardı. Evvelin tarihi olmaz. Tarih ‘zaman’ ile yaratılan ilk şeyle başladı. O şeye ‘Sutu Boğda’ dendi.

Bu korkunç bir bilgi… O kadar önemli ki… Neyse, aynı sayfadan devam edelim:

(Nur-u Muhammediye (sav) yaratılan ilk şeydir, cevherdir, nurdur. O, zamanla yaratılmadı.) Yani zaman ile yaratılan ilk şey ile, ilk yaratılan şey karıştırılmamalı.

Kulbak Bilge / s.146

Tek kelime ile muhteşem…

Nur-u Muhammedî (sav) ve Sutu Boğda Arasındaki Yokluk

Yaradan, yarattıkları için zamanı başlatmıştı. Melekler, ruhaniler, cinler, İblis yaratılış âleminde yerlerini almışlardı. Her bir zümrenin kendi imtihanı başlamıştı. İlk yaratılan âlemlere rahmet Hz. Muhammed (sav)’in ruhu idi (Nuru Muhammediye). Nuru Muhammediye yaratılmadan evvel hiçbir yaratılmışlık yok idi. İşte bu yokluk, ‘yalnız Allah vardır’ sırrıdır. Bu yokluk birinci yokluktur. Daha sonra Yaradan yarattığı Muhammediye’den yokluk âlemini yarattı. Sen bil ki, yoklukla yokluk âlemi aynı değil. Birinci yokluk mutlak yokluktur ki, bu yokluk Allah’ın ilmindedir. Yokluk âlemi ikinci yokluk ise nuru Muhammediye’den yaratılan yokluk âlemi yani birinci yokluk, nuru Muhammediye yaratıldığında var oldu. Yoksa hem Allah vardı hem yokluk vardı demek ikilik olmaz mı? Tefekkür et.

Daha sonra Yaradan nuru Muhammediye’den yokluk âlemini yarattı. İşte o yokluk âleminden yani yokluktan da her şeyi yarattı.

Derûni Devlet / s.171-172

Niye mi bu uzun yazının içinde Flame Imperishable’dan (Söndürülemeyen Alev) bahsetmedim? Zannımca bir hayli bahsettim. Çünkü -henüz tasdik ettiremediğim- kanaatimce, bu yazıda geçen Nur-u Muhammedî (sav), Tolkien’in bahsettiği The Secret Fire (Gizli Ateş); yani Flame Imperishable’ın ta kendisidir. Yine de “En doğrusunu Allah bilir.”

Paylaşın.

Yazar Hakkında

1 Yorum

  1. Sutu Boğda’nın anlamı üzerine yapılabilecek en güzel araştırmayı, kıymetli İlhan Akıncı yapmıştı. Bu araştırmanın daha ilerisi bir bilene sormak olacaktır. O da sizin belirttiğiniz, kendisine ilham ve mühlet verilen değerli büyüğümüzdür.

    Yazınızı okurken aklıma farklı bir konu geldi. Daha önceki yazınızın yorumlar kısmında elflerin şuandaki durumuyla ilgili yazılar yazılmıştı. Kısa süre önce de Oktan Keleş’in yazdığı Kopuz Ata – 5 yayımlandı. Orada, dünyanın aslında yuvarlak olmadığı, bir kara parçasının dünya insanları tarafından hala bilinmediğinden bahsediliyordu. Uydu görüntülerinde de kasıtlı olarak bu bölgenin yer almadığı yazıyordu. Bunun sebebi ise bu bölgede yaşayan uygarlıkla, dünyadaki güçlü devletlerin anlaşma yapmaları gösteriliyordu. Ancak bu bölgede yaşayan uygarlık hakkında net bir bilgi verilmemişti bu yazıda. Peki bunun elflerle ne ilgisi olabilir?! Hatırlanacağı üzere tek yüzük Frodo tarafından yok edildiğinde orta dünyadakiler kendi yaşam alanlarına dönmüşlerdi. Ancak Frodo; Bilbo Baggins ve elflerle gemiye binerek Valinor’a gitmişti. Gemiye binmeden önce Sam, bu duruma çok şaşırmış ve Frodo’nun gitmesine anlam verememişti. Bunun üzerine Frodo Sam’e: “Ben yüzüğü Gondor’u kurtarmak için değil Shire’yı kurtarmak için taşıdım ve yok ettim, siz uzun ve güzel bir ömür yaşayasınız diye!”. Frodo’nun bu sözleri, aslında kendisinin başından beri herşeyin farkında olduğunu ve görevinin ne olduğunu bildiğini gösteriyor. Ve görev başarıyla tamamlandığında Gandalf ile birlikte Valinor’a geri dönmüştü. Özetle, Tolkien’in Valinor diye nitelediği yer ile Oktan Keleş’in Kopuz Ata – 5’te açıkladığı gizli kara parçasının aynı yer olduğu kanısı oluştu bende. Yine en doğru bilgi, o gemidekilerden olan, kendisine ilham ve mühlet verilmiş büyüğümüzde diye düşünüyorum.

    Bu arada site yazarlarının ve okuyucularının gelecek olan Ramazan Bayramlarını tebrik ederim.

Leave A Reply