Eru ve İbadet

4

J.R.R. Tolkien’in oluşturduğu Efsane-i Tolkien’de (Tolkien’s Legendarium) en önemli parça ya da unsur tek tanrı olan Eru Iluvatar’dır. Eru Iluvatar mutlak kudretin tek sahibidir. Adını bildiğimiz her şey O’nun vasıtasıyla meydana gelmiştir. Tolkien mektuplarındaki bir dipnotunda Yaratılış’ın, Eru’nun İradesi ile fikirde olan şeylerin gerçeğe dönüşmesi olduğunu belirtmiştir (J.R.R.Tolkien’in Mektupları / 153. Mektup). Bu duruma Ainulindalë ile ilgili yazılarda, görüntünün cisimleşmesi, tecessüm etmesi ile ilgili bölümlerde değinmiştim. Ainur’a gösterilen görüntüdeki alem, Eru Iluvatar’ın “Eä” deyişiyle gerçeğe dönüşmüştür. 

Eru ismi, Quenya dilinde “Yalnız Olan” (He that is Alone) anlamına gelmektedir. Bu yalnızlık kavramı tahmin edileceği gibi insani manada bir yalnızlıktan ziyade, makam olarak tek olma anlamına gelmektedir. Bir Elf beyi olan Finrod Felagund’un bu isimle ilgili şu sözü, Elf’lerin Eru’ya olan hürmetini ve Eru’yu anlayışlarını göstermektedir:

For that name we do not utter ever in jest or without full intent. 

J.R.R. Tolkien / History of Middle-earth / Morgoth’s Ring

O ismi bizler eğlence olsun diye ya da tam dikkat olmaksızın dillendirmeyiz.

J.R.R. Tolkien / Orta Dünya Tarihi / Morgoth’un Yüzüğü

Iluvatar ismi ise yine Quenya dilinde “Her Şeyin Babası” anlamına gelmektedir. Kainat anlamına gelen “Ilu” ya da “Iluve” köküne, baba anlamına gelen “atar” kelimesinin birleştirilmesi ile oluşmuştur. Bu anlam hem Kainat’ın Babası anlamını taşımakta hem de Iluvatar’ın Çocukları olan Elflere ve İnsanlara atıfla kullanılmaktadır.

Başta Manwë olmak üzere tüm Valar, Eru Iluvatar’ın Arda’daki vekili olarak var olmaktadır. O’nun izni ile ve O’nun kendilerine bahşettiği kudret ile Arda’daki düzeni ve uyumu sağlamakla görevlidirler. Ancak Eru Iluvatar’ın çeşitli noktalarda Arda’ya farklı müdahaleleri de olmuştur. Aulë’nin Cücelerine ve Yavanna’nın Entlerine hayat vermiştir; Elflerin ve İnsanların uyanışı, Arda’nın çağlar boyunca yaşadığı fiziksel dönüşümü ve Valinor’un Arda’dan bir manada uzaklaşışı, Eru Iluvatar’ın bizzat kudreti ile olmuştur ki Valar bunların hiçbirine kadir değildir. 

Eru Iluvatar’ın daha farklı dokunuşları da vardır. Bunlardan en önemlisi belki de Gandalf’ın Balrog ile dövüşmesinin ardından Ak Gandalf olarak geri dönüşüdür. Gandalf’ın ruhu yıkıcı bir kavganın ardından, kırılmış bedeninden ayrılmış ancak Eru Iluvatar’ın kudreti ile yeniden bedene bürünüp, daha yüksek bir mertebede geri dönmüştür. Simarillion’da anlatılan Eärendil’in yolculuğu da bu türden farklı bir yapıya sahiptir. Bunlara ek olarak Bilbo’nun Tek Yüzük’ü bulması gibi tesadüfvari olayları da Eru Iluvatar’ın dokunuşları olarak görebiliriz.

Eru Iluvatar’ın Efsane-i Tolkien’deki bu konumu bir çok soruyu da beraberinde getirmektedir. Bunların ortak paydası, böyle mutlak kudret sahibi bir varlığa yönelik bir ibadetin ya da kurumsallaşmış bir dini inanışın olup olmadığıdır. Bu konuda ise elimizde sadece bir kaç örnek bulunmaktadır. 

Efsane-i Tolkien’de ibadet nevinden belirli, ancak sınırlı ritüeller mevcuttur. Bunlara örnek olarak Manwë’nin meyvelerin toplandığı dönemde düzenlediği ve Eru Iluvatar’a adadığı ziyafeti verebiliriz. Bu ziyafet Manwë’nin ve Varda’nın huzurunda düzenlenirdi ve tüm Valar ve Maiar bu ziyafete katılırdı. Daha sonrasında Elfler de Valinor’da bulundukları dönemde bu ziyafetlere katılıp hep beraber şarkı söylerlerdi. 

Númenorlular ise Eru Iluvatar’a sadık oldukları dönemde Eru Iluvatar için yılın belirli dönemlerinde Üç İbadet (Three Prayers) düzenlerlerdi. Bunlar sırasıyla ilkbaharda yapılan Erukyerme / Eru’ya Dua, yazın yapılan Erulaitale / Eru’ya Övgü ve sonbaharda yapılan Eruhantale / Eru’ya Şükür ibadetleriydi. Bu ibadetlerin her biri Kral ve Kraliçe’nin yönetiminde yapılır ve onlar tarafından dua edilirdi. Bu ibadetler Meneltarma ismindeki Númenor’un kutsal tepesinde yapılırdı. İbadetler sırasında Yüce Kartallar Meneltarma’nın üzerinde uçarlardı ve onlara Manwë’nin Şahitleri adı verilirdi.

Tolkien’e de bu sorunun pek çok farklı şekilde sorulduğunu Tolkien’in mektuplarında verdiği cevaplardan anlıyoruz. Tolkien genel olarak bu sorulara cevap verirken bizim anladığımız manada bir din kavramının oluşmadığının altını çizmektedir.

The only criticism that annoyed me was one that it ‘contained no religion’ (and ‘no Women’, but that does not matter, and is not true anyway). It is a monotheistic world of ‘natural theology’. The odd fact that there are no churches, temples, or religious rites and ceremonies, is simply part of the historical climate depicted.

J.R.R. Tolkien / The Letters of J.R.R.Tolkien / Letter 165

Beni rahatsız eden tek eleştiri din olmayışı üzerine olan eleştiri (ve Kadın olmadığı hakkındaki ama bu önemli değil ve doğru da değil). Bu ‘doğal teolojinin’ olduğu tek tanrılı bir dünya. Kiliselerin, ibadethanelerin ya da dini ritüel ve törenlerin olmadığı konusu ise sadece tasvir edilen tarihi iklimin bir parçası.

J.R.R.Tolkien / J.R.R.Tolkien’in Mektupları / 165. Mektup

Tüm bunların yanında bir diğer önemli konu ise Númenor’un çöküşü öncesindeki durumdur. Sauron’un danışmanlığını alan Númenor kralı Ar-Pharazôn, Tolkien’in deyişiyle “sahte bir din” (false religion) inanışına kaymıştır. Üç İbadet’in yapıldığı Meneltarma’ya çıkışı yasaklamış, Karanlığa, dolayısıyla Melkor’a tapmaya başlamış ve özellikle Sadıklar olarak adlandırılan ve Eru Iluvatar’a bağlı kalan kişileri katlederek, Melkor’a insan kurbanlar sunmaya başlamıştı. Hem Eru Iluvatar’a olan ibadetlerin kesilmesi hem de sahte bir din oluşturulup Sadıklar’ın katledilmesi Númenor’un sonunu getirdi. 

Tüm bu verilerin ışığında Eru Iluvatar’ın mutlak kudretinin varlığı ve Tekliği konusunda Tolkien’in evreninde herhangi bir şüphenin olmadığını görmekteyiz. Yaratılmış varlıkların bir biçimde Eru Iluvatar’a şükranlarını ve övgülerini sunduğu ritüellerin varlığı konusunda da elimizde örnekler bulunuyor. Tüm bunlar bizlerin günümüz manasıyla anladığı gibi bir din kavramını nitelemese de, Orta Dünya tarihinin yaşayan parçaları olan Elfler gibi varlıkların etkilerini sürdürdüğü bir dönemde İnanç’ın da mahiyetinin farklı olduğunu görebiliriz. İnanç ve inancın yöneldiği Eru Iluvatar, bizlerin kendi şartlarımızda hissettiğimizden daha yakın, daha şiddetli ve daha az perdeli olarak Orta Dünya’da hissediliyor.


‘Manwë’nn Kartalları’ İllüstrasyonu © Jonathan Guzi

Paylaşın.

Yazar Hakkında

4 yorum

  1. İlhan Akıncı beni yine şaşırttı. Son 3 yazısı ile siteye ayrı bir heyecan kattı.Çok farklı bir konuya, farklı kaynaklardan değinmiş. Merak ettiğim bir konuydu. Bu yazıya defalarca bakacağımı ve tefekkür edeceğimi zannediyorum.

    Tebrik ederim.

  2. Oktan Abi bir sohbetinde Şamanizmin nereden geldiğini anlatırken bir Kaman’dan bahsetmişti. Kaman eliyle bir işaretler yapıp tedavi ediyordu. Orada ki yabancı biri de söylemiş olduğu şeylerden dolayı tedavi ettiğini sanıyordu. ve O yabancı kişi ülkesine gidince o sözleri kendi diline çevirmesiyle Şamanizm sözünün bu şekilde doğduğunu söylemişti. İşte “İnanç” da yazıda ki alıntıdaki gibi Tolkien’in söylemiş olduğu “Bu ‘doğal teolojinin’ olduğu tek tanrılı bir dünya. ” cümlesinde saklıdır. Şekil, ritüel, tasvir belki bazıları için geçerlidir ama herkes için geçerli, aynı kalıpta olduğunu düşünmek, kategorilerle dünyaya bakışı anlatır ki bu insanda sınırlar oluşturur. Kaman inancıyla ve hareketleriyle aslında işi bitiyordu. En önemlisi inançtı. Hakeret olmadan hiçbir şey olmaz. Sauron’un baş parmağının kesilmesi kötülüğün kökünün kesilip kontrol altına alınması anlamını taşıyordu. Yani hareket durduruluyordu. Tabi mizansen olarak yoksa durdurulamaz. Çünkü niyetlerle alakalı bir konudur. İnsanda kendisiyle aynı savaşı yaşar. Bazıları buna tasuvvufi eğitim der, kimisi ruhsal büyüme, kimisi de erdem vs. Bunların başarısı şekille, tasvirle falan değildir. Münir Derman Hazretleri “hele bir burnunu yere sürt” demesi namaz kılınması yani teslimiyetin yanında, nefsini büyüklenmeyi bırak anlamını taşır. Burun nefstir. Burnun yere sürtülmesi bir nevi parmağı unutmak yani yüzüğü gücü bırakmak anlamını taşır. Balrog ile Gandalf’ın çarpışması neyi anlatıyor diye düşündüğümüz zaman, insanın kendini bir kenara bırakıp düşündüğünde ancak anlamını bulabileceği bir şeydir. Çünkü her insan bir yüzük taşıyıcısıdır. Azı farkındadır. Gandalf’ın taşıdığı yüzüğü acaba kaç kişi fark etmiştir. Gandalf yüzüğü kendinde fark ettiği zaman yüzüğü kontrol altına almıştır.

  3. Aklımdaki en önemli sorulardan biriydi herzaman.Orta dünyaya iyi olmak ve günümüzde iyi olmayı hayal ediyorum.Çok fazla şey duymak ihtiyacı hissediyorum bu konu ile ilgili. Sayenizde ufkumuz açılıyor.
    Önceki yazınızı da düşününce herşeyin başı şükrü bırakıp razı olmamakla başlıyor gibi. Sanki ibadetleride Elfler şükrün sürekliliği için yapıyor gibi.Yani anladığım kadarı ile iyi olmak ve iyi kalmak isteyen orta dünya varlıkları aslında bizlerdeki gibi bir mücadele sergiliyorlar gibi. Bende sutuboğda sayesinde bunu öğrendim. Tabir yanlış olmaz umarım din veya ibadetleri, iyi olmak ve iyi kalabilmek için olmazsa olmaz birer sorunsuz birer kestirme yol gibiler.

    Mesela tolkien in eserlerinde sürekli şiir ve şarkılar vardı ve açıkcası okurken biraz sıkılırdım. Ama hep düşünmüşümdür neden Aragorn olsun Hobbitler olsun hep şiir ve şarkı söyler.Bu kitaba neden bu kadar şiir ve şarkı sözü var diye. Şiirlerde geçen belki de aşkla yazılmış bu mısralarda şükür ifade eden metinler olarak gibi düşünmüştüm.Yani bir nevi ibadet mi sergiliyorlar diye merak ettim.

    Ama ne olursa olsun kadimde veya günümüzde farketmez sonumuz iyilerden olsun.

Leave A Reply