Ehliyet, Emanet, Kıyamet

0

Okuyacağınız makale, “Minas Tirith ve İstanbul” yazı dizisinin 5. bölümü olarak okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur.


Orta Dünya’nın tek gözlü bir Deccal’ı olan Sauron’un getireceği “kıyameti” ancak sağlıklı bir Gondor’un da dahil olduğu bir yapı engelleyebilirdi. Sağlıklı bir Gondor da ancak hakiki bir kralla; Aragorn gibi bu işin ehli bir liderle; “Isildur’un Varisi” ile mümkün olabilirdi. Meşhur atasözümüzde olduğu gibi “At sahibine göre eşer (kişner)”.

Asr-ı Saâdet’ten Emanet Tabloları

Bir toplantıda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem etrafındaki sahâbîlere birşeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) “Bedevîyi işitti ama, sorusundan hoşlanmadı” kimisi de “Galiba işitmedi” diye durumu yorumladı. Derken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, sözünü bitirince “O, kıyameti soran nerede?” buyurdu.

Bedevî, “Benim, buradayım ya Resûlullah!” dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Emanet zâyi edildi mi kıyameti bekle!” buyurdu.

Bedevî, “Emanet nasıl zâyi olur?” dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, “İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!” buyurdu.

Kaynak

Ya Ehil Olan Allah’ı İnkâr Ederse…

‘Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve bilendir.’

Nisa / 58

Rivayetlerde, bu ayetin Kâbe içinde nazil olan tek ayet olduğu söylenir. Enteresandır ki, Kâbe içinde doğan tek kişi olan Hz. Ali de bu ayetin nazil sebebi olan olayda önemli bir rol oynamaktadır. Oktan Keleş’in Asâ isimli kitabından:

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Medine’yi fethetmiş, o gün Kâbe’deki putları kırmış ve Kâbe’nin anahtarlarının getirilmesini istemiştir.

Kâbe’nin anahtarları, o an için müşrik olan Osman bin Talha’dadır. Mekke’nin fethi 11 Ocak 630 tarihidir. Bu tarihle ilgili sırrı ifşa etmeyeceğiz. Belki ileride inşallah…

Not: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Mekke’yi fethettiğinde; uyuyanı uyandırmamış, açağ kestirmemiş, kapıları zorlatmamış, çoluk çocuğa dokundurtmamış kısaca zorbalık yaptırmamıştır. Zorla kimseyi Müslüman yapmamıştır. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle ‘Sen tebliğ et!’ emirini uygulamıştır. Allah’ın emri dışında hareket etmemiştir.

İslam dini ‘Ey insanlar!’ hitabıyla, tüm insanlığa davet dinidir.

Şimdi tekrar konumuza dönelim:

Peygamber Efendimiz (sav) Kâbe’nin anahtarlarının getirilmesini ister. Bu görevi -bilindiği gibi- Hz. Ali’ye verir.

Dikkat buyurun lütfen. Peygamber Efendimiz (sav) Kâbe’nin anahtarlarının getirilmesini emrediyor. Anahtarlarının Hz. Ali tarafından getirilmesini emrediyor.

Hz. Ali emir üzerine gider. Osman bin Talha’yı bulur. Anahtarları ister. Osman bin Talha anahtarları vermeyi kabul etmez. Kâbe’nin anahtarlarının yıllardır kendi soylarında olduğunu ve Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine inanmadığını söyler. Hz. Ali ısrar eder. Çünkü emri Peygamber Efendimiz (sav)’den almıştır. Ne pahasına olursa olsun emri yerine getirmek istemektedir. Hz. Ali, Osman bin Talha’nın elini sıkar, canını yakarak anahtarları zorla elinden alır. (Bu ibareye lütfen dikkat: Elini sıkarak, canını yakarak, zorla…)

Hz. Ali anahtarları alarak, Peygamber Efendimiz (sav)’in yanına gelir. Hz. Peygamber (sav)’e anahtarları uzatır. Hz. Peygamber Efendimiz (sav) anahtarları Hz. Ali’den teslim alır. (Bu ibareye dikkat lütfen: Hz. Ali’nin elinden Hz. Peygamber (sav) teslim alır.) Ve şaşılacak bir şekilde Hz. Ali’ye tekrar anahtarları Hz. Peygamber Efendimiz (sav) uzatır (Bu ibareye dikkat: Hz. Ali’den aldığı anahtarları Peygamber Efendimiz (sav) tekrar Hz. Ali’ye eliyle verir.) ve şöyle buyurur:

‘Ali, bu anahtarları git Osman bin Talha’ya teslim et.’ der. Hz. Ali şaşırır ve sorar:

‘Ey Allah’ın Resulü (sav), az önce emrinizle gittim, anahtarları aldım, getirdim size teslim ettim. Şimdi de emrinizle aynı şahsa anahtarları teslim etmemi emir buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir ki?’ diye sorar.

Peygamber Efendimiz (sav) birçok sahabenin yanında şu ibret verici sözleri söyler:

‘Ya Ali, sen anahtarları yolda bana getirirken, Yüce Allah, dostum Cibril ile bana vahiy gönderdi: ‘Emaneti ehline veriniz!’

Kâbe’nin anahtarları uzun yıllardır Osman bin Talha ve soyundadır. Onlar Kâbe’nin nasıl temizleneceğini, nasıl sahip çıkılacağını çok iyi bilirler. Emanetin ehilleri onlardır. Bu Allah’ın buyruğudur: ‘Git ve teslim et!” Şimdi şu ibareye dikkat lütfen: ‘Allah buyruğudur; git ve teslim et!’ Yani emir Yüce Allah’tandır.

Hz. Ali bu emir üzerine hemen geri döner ve Osman bin Talha’yı bulur ve anahtarları eliyle Osman bin Talha’nın eline uzatır.

Bu sefer şaşırma sırası Osman bin Talha’dadır. Anahtarları alır ve sorar:

‘Ya Ali, az önce anahtarları elimden zorla alan sen değil miydi? Niye geri getirdin?’ der.

Hz. Ali olanları anlatır. Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (sav)’e ayet geldiğini ve Peygamberimizin (sav)’de anahtarları geri yolladığını söyler.

Osman bin Talha, müşrik iken bu hadise üzerine koşa koşa Peygamberimiz Efendimiz (sav)’in yanına varır ve Efendimiz (sav) şahitliğinde Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olur.

Asâ / s.529-530

Bir Peygamber, Allah’ın evi denilen; yeryüzünün en mukaddes mekânı olan ve tüm Müslümanların ona yönelmesi ve yekpare bir yapı olmasıyla da tevhidin bir sembolü olan Kâbe-i Muazzama’nın anahtarlarını, Allah’ın birliğini inkâr eden bir müşrike emanet ediyor. Yani, o yapının içine ancak onun aracılığı ile girilebiliyor. Belki mukaddes binanın içinin temizliğini de o yapıyor. Binlerce ehl-i tevhid ona yönelerek ibadetlerini eda ederken… Oldukça enteresan… Alınacak çok dersler var. Benim acizane aklıma gelenlerden biri, günümüzde daha çok işitmeye başladığımız “Meritokrasi” kavramıdır.

Meritokrasi

Meritokrasi, yönetim erkinin yetenek ve kişilerin bireysel üstünlüğüne yani liyakata dayandığı yönetim biçimidir. Bu yönetim şeklinde idare erki, üstün özellikleri olduğu düşünülen kişiler arasında paylaştırılmaktadır. Kayırma yoktur. Özellikle kamu yönetiminde daha bilgili ve yetenekli kişilerin seçilmesi ve yine hizmet içindeki ilerleme, yükselmelerinin bilgi, başarı, yetenek kıstaslarına göre yapılmasını amaçlar. Osmanlı Devleti’ndeki Devşirme sistemi buna örnek gösterilebilir.

Meritokrasi kelimesi ilk kez Britanyalı sosyolog Michael Young’ın hiciv tarzındaki eseri Rise of the Meritocracy (Meritokrasinin Yükselişi)’de geçmektedir. Bu kelime Latince “meritum” ile Yunanca “kratein” (κρατεῖν) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Meritum, yeterli ve değer anlamına, kratostanüreyen, krasiise güç, etki ve kuvvet anlamına gelmektedir. Kelimeler birleşince ortaya çıkan kelime ise toplumda değerlilerin, seçkinlerin güçlü ve etkili olmasını savunan bir görüşün adıdır. Dolayısıyla, üst kademelerde zekâ, çalışkanlık ve diğer mesleki hünerleri bulunan kişilere yer verilmesi anlamına gelmektedir.

Liyakat sistemi (Merit System), siyasal kayırmacılık sisteminin uygulamada olumsuz sonuçlar vermesi neticesinde ortaya çıkan bir sistemdir. Sistem, 1883 tarihli “Pendleton Act”in ABD’de uygulanmasıyla başlamıştır. Kayırma sisteminin ortaya çıkışından itibaren geçen zaman içinde devlet’in rolü büyük ölçüde değişmiştir. Devletin geleneksel düzenleyicilik işlevleri hem hacim yönünden katlanarak artmış hem alan itibariyle son derece genişlemiş; bunun sonunda devlet yeni ve büyük sorunlar üstlenmiştir. Devletin bu yeni görevlerini yerine getirebilmek için modern kamu personeli, zamanımızın sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknik problemlerini çözme gücüne sahip olmalıdır. Bu ihtiyaçlarla ve sorunlarla karşı karşıya kalan devlet bunları çözümleme sorumluluğunu üzerine almış ve “liyakat sistemini” geliştirmiştir. Konuyla ayrıntılı bilgi yazarın Kamu ve Kamu Personeli kitabında bulunmaktadır.

Ayrıca sosyolog Melvin Tumin’in ifade ettiği üzere Meritokrasi, toplum içerisinde bireylerin yetenekleri ölçüsünde rol almaları durumudur.

Kaynak

Sauron / Şah Mat!

Makalemizin başında Orta Dünya’nın kıyametini getirecek tek gözlü Deccal Sauron’dan ve bir sahabenin Peygamber Efendimiz’e tevcih ettiği bir suale Efendimiz’in (sav), “Emanet zâyi edildi mi kıyameti bekle!”, “İş, ehil olmayana verildi mi kıyameti bekle!” ifadelerinden; daha sonra, Kâbe’nin anahtarlarının müşrik de olsa ehil bir ele teslim edilmesinden bahsettik. Ehliyet, emanet, kıyamet, Kâbe… Kıyametin öncesinde Kâbe’nin iki Habeşli tarafından yıkılacağı ile alakalı hadis-i şerifler Kâbe ve kıyamet ile ilgili bir başka önemli irtibata işaret ediyor. Anlaşılan o ki, istikbalde Osman bin Talhalar’ın elinden; yani emanete ehil olanların elinden anahtarları alınacak ve tevhidin bir remzi olan Kâbe’nin binası yıkılacak.

Kaynak 1 / Kaynak 2

Orta Dünya’da ise Üçüncü Çağ’da kopması muhtemel bir kıyamet, Elrond Divanı’nın Meritokrasi’yi gözeten tavrıyla; yani birçok seçkin insan/elf/cüce ve hatta bir de Maia (Gandalf) yerine, yüzük emanetinin “Buçukluk” Frodo’ya verilmesiyle engellenmişti. Makalemizin başında sağlıklı bir Gondor ve Gondor’un hakiki lideri Aragorn’dan bahsettik. Ama Gondor ve Aragorn’dan daha kritik hamle, Orta Dünya Satranç Tahtası’nın iki piyonu iki buçukluk ile gerçekleştirilebilirdi.

Frodo ve Samwise’ın gayretiyle kıyameti getirebilecek “emanet”, dövüldüğü/yapıldığı yere binbir meşakkatle getirildi. Emanetin iade edildiği yer, tüm bu serencamenin manasını özetleyen bir isme sahipti: Kıyamet Dağı’ndaki “Kıyamet Çatlağı”.

Devam edecek…


‘Frodo ve Sam’ İllüstrasyonu © Maurizio Pittiglio

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply