Dil İhtiyacı / Bedenlenme

0

Bedenlenmiş (incarnate) varlıkların dil üretmesinin, onların bir karakteristiği olduğu hakkındaki yoruma, bir önceki yazıda değinmiştim.

The making of a lambë is the chief character of an Incarnate.

J.R.R. Tolkien / History of Middle Earth / The War of Jewels /
Note on the ‘Language of the Valar’

Dil yapımı, beden sahibi varlıkların temel karakteristiğidir.

J.R.R. Tolkien / Orta Dünya Tarihi / Mücevherler Savaşı /
‘Valar’ın Dili’ Üzerine Not

Valar’ın kullandığı Valarin diline örnek olarak değinmemin sebebi ise, bu ruhani varlıkların da bedenlenmelerinin ardından bir dil ihtiyacı duyduklarını göstermekti. Halbuki bu varlıkların Arda’ya inmeden önce, Ainur olarak adlandırıldığına ve iletişim yöntemi ya da dil olarak müziği kullandıklarına da çeşitli yazılarda değinmiştim. Silmarillion’un giriş bölümü olan Ainulindalë’de, Ainur’un Eru Ilúvatar ile olan iletişimlerinin sadece Ainur’un Müziği kapsamında değil, genel olarak müzik üzerinden olduğunu görebiliyoruz:

Müziğin temalarını oluşturarak onlarla konuştu; ve onlar Eru’nun huzurunda şarkı söylediler ve o mutlu oldu. Uzun bir süre boyunca her biri sadece kendi başına ya da birkaçı bir arada şarkı söylerken geri kalanı dinledi; çünkü her biri, Ilúvatar’ın düşüncelerinin sadece kendi doğdukları kısmını kavramıştı, zamanla birbirlerini anlayışları gelişti, ama yavaş yavaş. Yine de dinledikçe daha derinden anlamaya başladılar, birlik ve uyum çoğaldı.

J.R.R. Tolkien / Silmarillion / Ainulindalë

Bu bölümden anladığımız kadarıyla, Ainur’un Arda ile bedenlenmemiş, sadece birer ruh olan önceki halleri, bizim bildiğimiz manada bir dile ihtiyaç duymuyorlar. Daha latif bir iletişim yöntemi olarak, Eru Ilúvatar’ın başlangıçta ortaya koyduğu müzik üzerinden iletişim onlara yetiyor. Ancak Arda’ya inişleri ve kendi isteklerine göre bedenlenmeleri, kendilerinde bir dil oluşturma ihtiyacını doğuruyor.

Peki Tolkien’in “incarnate” tabirini kullandığı ve bedenlenme olarak tercüme ettiğimiz halin, bir dil oluşturmaya neden ihtiyacı var?

Bu soruyu cevaplayabilmek için öncelikle bedenlenme (incarnate) kavramını açmamız gerekecektir. Bedenlenme kavramı ile kast edilen şey, Arda’daki bir varlığın, bedeninden bağımsız olan ruhunun (fëa), Arda’da bir bedenle (hröa) birleşmesi olarak anlatılabilir. Ruh kavramı, Valar, Maiar, Elf ve İnsan ekseninde azalan bir biçimde farklı bir keyfiyete tabidir. Bu varlık sınıflarının her birinin kendi ruhları üzerindeki iradesinin gücü farklıdır. Valar ve Maiar, Arda’ya, yani mekana ve zamana dahil olduklarında bedenlenmeyi kendileri seçmişlerdir ve bu varlıkların her zaman bedene ihtiyaç duymadıklarına dair pek çok durum da mevcuttur. Örneğin, Ulmo, Tuor ile konuşurken bedenlenmiş bir durumdayken, sürekli bedenlenmiş bir biçimde kalmamaktadır.

Valar ve Maiar ruhları üzerinde bu denli denetime sahipken, Elfler ve İnsanlar, ruh ve beden ayrımı konusunda bu kadar serbest değillerdir. Varoluşlarının normal hali beden ve ruh birlikteliği şeklinde olan Ilúvatar’ın Çocukları, istisnai durumlar dışında ölüm ile birlikte bu ayrımı yaşamaktadırlar. Ölüm ise Elfler ve İnsanlar için aynı sonucu doğurmamaktadır. Ölüm, Elfler için ruhlarının Mandos’un Salonları’na geçişi ve orada uygun olursa tekrar bedenlenmek anlamına gelmektedir. Bu tekrar bedenlenme halini yaşayan Elfler ise, Aman Diyarı’ndan (yine istisnai durumlar hariç) ayrılmazlar. İnsanlar için de kesin bir son olan ölüm durumunda bir ruh beden ayrımı söz konusudur. Ancak İnsanlar için Elfler benzeri bir yeniden bedenlenme ihtimali pek yoktur ve ruhlarının akibeti tam olarak bilinmemektedir. 

Ruh ve beden birlikteliğine sahip bir varlık, iletişimini bedeni aracılığıyla kurma ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü ruh ve bedenin birlikte oluşu, belirli sınırlamaları da beraberinde getirmektedir. Kendisi de Eä’nın bir parçası olan beden, Eä’dan belirli açılardan bağımsız olan ruhu sınırlar ve onun için bir kıyafet olduğu gibi aynı zamanda bir örtüdür. Bu örtüyü kendi iradeleriyle kullanan Valar ve Maiar ile iradeleri dışında bu örtüye sahip olan Elfler ve İnsanlar’ın ruh üzerindeki güçleri ve etkileri de farklıdır. Tüm bu farklara rağmen ortak olan unsur, bedenlenmiş varlıkların bir dil ihtiyacı ve dil kabiliyeti olduğudur. 

Bir sonraki yazıda değineceğim düşünce iletişimi ya da zihin iletişimi kavramı ile bedenlenme – dil ilişkisini daha net anlayabileceğimizi düşünüyorum.

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply