Bitmemiş Öyküler Diyârı

0

Sürekli bitmek bilmeyen sorular ve cevaplar. Aslında genel olarak soruların cevaplarının birçok yönden insanın bakış açısını değiştirebilmesi ile bulabileceğini düşünüyorum. Albert E. Brachvogel “İhtiras, doymak bilmeyen bir canavardır.” diyor. İnsan istemenin kölesi olmadan, aklına, zekasına, diğer birçok farklı donanımına da güvenmeden, saf duygularla olaylara ve insanlara bakabildiğinde, bilinmez nice sorularının cevaplarını o an, bulunduğu anda ve mekanda görebilme şansının olduğuna inanıyorum.

Diğer taraftan da diyelim ki tüm bu duygular ve niyetler ile bakmaya gayret ettik, yine de bir şeylere kalbi olarak çelme takmış ve bu sebeple ıskalayıp cevap bulamamış olabiliriz. Sonuç olarak candan bir dostun dediği gibi -iki adım ileri, bir adım geri- ilerleyerek, yıllar içinde deneyimledikçe içselleştireceğimiz bir gerçek var ki, şu kısacık hayat içinde ortaya konulan küçük ya da büyük işlerin hiçbir önemi yok. Önemli olan ortaya koyduğumuzu zannettiğimiz şeylerin bize ait ve bizden olmadığını kavrayıp kabullenerek, kendi dar bakış açımızla küçük veya büyük diye sınıflandırmadan o oluşlardaki muhteşem güzelliği görebilmek. Nihayetinde her tırtıl kelebek olup uçamıyor, çünkü zaman ve mekan ilahi görevi gereği buna müsaade edemeyebiliyor, ama çoğu kelebeğin o muhteşem güzelliği de daha tırtıl toprak ile yok olmadan bitmiş oluyor. Sonuç ne olduğun olabileceğin değil sana verilen zamanda ne olmaya çalıştığın, çünkü her şey bitmemiş bir öykünün üzerine kurulu; ne yaparsan yap bir sonraki yarım işin ile sana hadi gidiyoruz diyecekler. Sende haliyle nereye diyeceksin? Nereye olacak… adda diyecekler. Aynen annelerimizin çocukken bizlere duyduğu sevgi ve şefkatin saf diliyle…

Kalp, Ruh ve İllüzyon

Sevinçler bitiyor, acılar başlıyor. Hiç bitmeyecekmiş gibi düşünürken bu sefer acılar son buluyor ve yeni sevinçler başlıyor; bir müddet sonra insan bakıyor ki tüm bunlar sürüp gitmekte olan bir kısır döngü. Her şey bir illüzyondan ibaret, yoksa dünyada yapılacak işler çoktan bitmiş. Böyle düşünüyorsan artık tek bir adım kalıyor ki en zoru bu olsa gerek: Uyandığın uykudan tekrar uykuya dalmamak…

Mutluluk, huzur, korkulardan arınma, tehlikelerden kurtulma, tüm bunların hepsi bir arayıştan ibaret, peki aradığın şey o mekan ve zamanda değilse ne olacak? İnsan “The Truman Show”daki gibi her şeyini yitirmiş bir şekilde mutsuzluğun, yahut sürekli mutlu olma çabasının kölesi mi olacak?

Arayışında olduğun o zaman ve mekan, çok değerli gördüğün ve âdeta “My Precious” haykırışlarıyla sahiplik iddia ettiğin, tutkuyla istiflediğin ağır yükler ile gidilemeyecek bir yer ise, tüm bu zihni, kalbi ve bedeni isteklerinden, yüklerinden vazgeçebilmeyi ve o çok ince çizginin diğer tarafını tercih edebilmeyi başarabilecek misin? Peki nasıl?

İnayet Han’a göre insanın içinde bulunduğu koşul her ne olursa olsun, umutsuz ve yoksul da olsa yaşamı boşa geçirmemiş olur, çünkü yaptığı her hareket, her düşüncesi, her duygusu boyunca işleyen yaratıcı bir güç vardır. Kişi hep bir şeyler yapmakta olur.

Kimileyin bir şey yapmıyor görünen ruhlar vardır ve kişi şöyle düşünür: “Evet, sanırım çok ruhsal insanlar, fakat bunlar ne yapıyorlar?” Çünkü bizim bir şey yapmaktan anladığımız itişip kakışmak, sürekli bir şeyle oyalanır olmaktır. Önemsiz de olsa bir şeyler yapmak! Düşünce budur. Ancak bir kişi geliştiğinde, dışarıdan bakıldığında bir şey yapmıyor dahi görünebilir; halbuki yapıyordur ve de dışarıdan fark edilebilecek olanlardan daha yüce içsel işler yapıyor olabilir.

Armağan ve Çıkış

Sanırım insanın zaman ve mekan ötesi anlara gidebileceği, bugüne kadar fark etmediği, fakat bir kısım acı ve kayıplarla farkına vardığı sıradanlığı onu bu kapıya götürecek en değerli donanımı. Bazen hiç istemediğin bir şey tam da ihtiyacın olan şeye çıkabilir. Aslında insan, yönünü kaybettiği bu soru ve cevap döngüsü içinde pusulasının kabullenme ibresini sürekli itirazlar ve gereksiz savunmalar ile bozduğu için, çoğu zaman o değerli sıradanlığını perdeleyen farklı ve özel olma istek ve ruh hallerine dalıp çıkmaktan dolayı, vermiş olduğu sözleri ve yapması gerekli olan görevleri maalesef ihmal etme gafletine düşüyor. Evet, bu hayattan geçip gidiyorsun ve muhtemelen bir daha seni kimse hatırlamayacak. Yaşamın bu gerçekliğini kabul etmeyen insanların kavgasının ortasında kalmış biri olarak sabretmekten başka ne yapabilirsin ki? Fakat unutmamalısın ki sana verilmiş ölüm gibi çok değerli bir armağana sahipsin…

Öyle ki yaşam içinde âdeta bir kısır döngü oluşturan, biten her öykünün hemen sonrasında başlayan yeni bir öykünün, déjà vu gibi tekrarı sonrasındaki bıkkınlık ve tükenmişlik anlarında sürpriz bir adımla Matriks’ten seni çıkışa yönlendiren bir telefon sesi kadar yakındır bu armağan. Kimi zaman da insan her an ayakta gibi gözükse de ringde o sahte alkışlar arasında ayakta kalacak bir dirhem gücü dahi kalmadığında pes etme erdemliğini gösterip, yenilmenin yahut yenmenin artık hiçbir öneminin kalmadığı bir kurtuluş zilidir. Artık kendini bu mekana ve zamana ait hissetmediğin ve kalabalıklar içindeki yalnızlığında seni son sefere çıkaracak sessiz gemiye bir bilettir bu armağan ve sonra tüm bu telaşlı anlardan sonra sessiz gemiden dönüp de ayrıldığın limana şöyle bir baktığında “Bitmemiş Öyküler” diyarındaki her şey bir film şeridi gibi gözünün önünden geçerken kim bilir belki de kulağına Ainur’un o muhteşem senfonisinden akıp gelen eşsiz bir müzik eşlik edecektir…

TARKAN DEMİR


Okuduğunuz makale, “Sıradan İnsan” yazı dizisinin 2. ve son bölümü olarak okuyucularımızın beğenisine sunulmuştur.

Paylaşın.

Yazar Hakkında

Leave A Reply